Suudi Arabistan: Silahlanma politikası

Geçtiğimiz hafta Kral Selman bin Abdulaziz’in Moskova’ya yaptığı ziyaret esnasında imzası atılan iki askeri anlaşmanın konusuna değinmeden önce ele alınması gereken bir soru var; neden Riyad, daha önce olmadığı kadar, hem miktar hem de kalite yönünden, silah satın alımı için daha istekli

Geçtiğimiz hafta Kral Selman bin Abdulaziz’in Moskova’ya yaptığı ziyaret esnasında imzası atılan iki askeri anlaşmanın konusuna değinmeden önce ele alınması gereken bir soru var; neden Riyad, daha önce olmadığı kadar, hem miktar hem de kalite yönünden, silah satın alımı için daha istekli görünüyor?

Gerçekçi olmak gerekirse, Suudi Arabistan’a karşı potansiyel dış tehditler hiçbir zaman bu denli yükselmemişti. Bu dış tehditlerin sivrilmesini ve daha bariz olmasının altında da iki faktör var; İran tehdidinin artması ve Amerika Birleşik Devletleri’nin Suudi Arabistan’ı savunmaya olan bağlılığının azalması.

İran tehdidi Suudi Arabistan’ı her yönden sarmaktadır; Kuzeyde Irak ve Suriye üzerindeki nüfuzunun genişlemesi ve güneyde de Yemen ve sınırları üzerinden, tehdit etmesi söz konusudur. Şunu da unutmamak lazım ki, Mısır, Muhammed Mursi başkanlığındaki Müslüman Kardeşler Örgütünün egemenliği altında kalsaydı, bu tehdidin bölgenin tümüne hakim olacağını söylememiz mümkün olurdu.

ABD’nin Suudi Arabistan’ı koruma şemsiyesinin aşınmasına, yani ikinci sebebe gelince; bilindiği üzere, eski ABD Başkanı Barack Obama, ‘Suudi Arabistan’ın güvenliğinin ABD’nin güvenliği olduğu’ anlayışının eskidiğini ve geçerliliğini yitirdiğini açıkça belirtmiştir. ABD’nin yüksek ulusal çıkarlarını korumak için Suudilerle olan bu tür karşılıklı anlayışa da gerek kalmadığı da açıklamaları arasında yer almaktadır. Bu nedenle, Suudi liderliğin önünde bir yol kalmıştır; savunma yeteneklerini güçlendirmek.

Batı hükümetleri için, silah satışları ve dış politika neredeyse birbirine yapışıktır, bu hükümetlerde dış silah satış anlaşmaları koşullarla bağlantılıdır ve politik hususlarla sınırlandırılabilir. Obama yönetimi, Yemen savaşı ile ilgili bir anlaşmazlık nedeniyle, Suudi Arabistan’a mühimmat sağlamayı durdurmuş ve istihbarat işbirliğini reddetmiştir. Bazı ABD devlet kurumlarının ve bazı Kongre üyelerinin Suudi Arabistan ya da diğer devletlerle olan anlaşmalara itiraz etmesi de garipsenecek değildir. Önemli miktarlarda ve büyük sayılacak silah satış anlaşmaları muhalif bloğun çabaları yüzünden kılı kırk yaran ve yorucu süreçlerden sonra onaylanmıştır. ABD’nin karar verme mekanizmalarını elinde tutan kurumlarda Riyad’a düşman grupların varlığı, Suudi Arabistan’ın Yemen’de sivillere karşı askeri müdahalede bulunduğunu iddia eden grupların bulunması yanısıra, Washington’da Suudi karşıtı güçler için çalışan lobilerin varlığı da bir gerçektir. Bununla birlikte, sonuç olarak, nihai karar mercii Amerikan çıkarlarına dayanarak karar veren devlet başkanıdır.

Kral Selman’ın Moskova ziyareti birçok yönden çok önemlidir ve çeşitli boyutları olan bir ziyarettir; bu ziyaret bir Suudi Kral’ın Rusya’ya ilk ziyareti olmasının yanısıra, Moskova’nın siyasi olarak İran’dan uzaklaştırmasına yönelik ve Suudi Arabistan’ın petrol pazarını düzenleme çabaları çerçevesindedir. Bununla birlikte, ziyarette askeri seçeneklerin genişletilmesi de Suudilerin amaçları arasındandır. Ancak, Rusya ile yapılan askeri anlaşma, bazılarının aşırıya kaçarak yorumladığı gibi Amerikan silahlarının yerini tutmamakta ya da ABD’den uzaklaşma anlamına gelmemektedir. Başta açıkladığım gibi, günden güne artan riskler Riyad’ı dünden daha güçlü olmaya zorlamaktadır. Rus ve Çin silahlarının satın alınması Riyad’ı Amerikan baskısından kurtaracak. Bu anlaşma sayesine gelecek bir savaşta mühimmat durdurulur veya silahların kullanımı yasaklanırsa, Riyad’ın başka seçenekleri olacaktır. Bu anlaşmalar yürürlüğe konularak gereği yapıldığında, herhangi bir İran ya da diğer saldırılara karşı, Suudi cephaneliğinde, iki füze savunma sistemi olacak: Amerikan THAAD ve Rus S-400. Birden fazla kaynağın olması, iki yıl önce Yemen’de yaşanan durumun tekrar edilmemesini sağlayacaktır.

Kaynaklarının zenginliği nedeniyle komşuları tarafından kıskanılan ve sıkıştırılan Körfez ülkelerinin tek seçeneği vardır; savunma sistemlerini güçlendirmek. Fakat bu hedefi daha fazla silah satın almakla gerçekleştirmenin mümkün olmayacağı, Körfez ülkelerinin, askeri kurumlarının performansını arttırarak, bilimsel ve endüstriyel sistemlerini geliştirerek aynı zamanda savunma birimlerini güçlendirebildikleri de gerçektir. Suudi Arabistan veliahdı Prens Muhammed Bin Selman’dan gördüğümüz şey de budur. Veliaht, medyanın ışıklarından uzak kalarak Suudi Arabistan’ın güç kavramını askeri yönden yeniden şekillendirmeye çalışmaktadır. Körfez ülkelerinin kaderi, bu çalkantılı ve savaşla yıpratılmış bölgede yaşamaktır. Aynı nedenden ötürü İsrail’in dünyanın en büyük silah alıcılarından biri olduğunu düşünürsek, askeri üstünlüğün yalnızca silah ticareti ile değil, aynı zamanda bir doktrin, bilim, endüstriyel gelişim ve disiplin olduğunu düşünmek zorunda kalıyor Suudi Arabistan. Üstünlüğün en uç ve istenilen noktası, silahların devlet üzerinde bir yük haline gelmemesi, iflas ya da güçsüzlük sebebi olmamasıyla birlikte, kalkınma, büyüme ve barış için bir başlangıç noktası olmasıdır.