Suudi Arabistan toplumunda ‘Mübah’ın özgürleştirilmesi mücadelesi

Suudi toplumu bugünlerde hak ettiği eğlence, estetik, sanat çeşitleri, şiir, spor etkinliklerini doya doya yaşıyor. Otuz yıldır toplumun ve karar vericilerin aklına böylesi reformların halkın öfkesini çekeceği, hukuksuzluğu, aile namusunun zedeleneceği gibi kaygıların sonunda yanlış olduğu, vehim ve

Suudi Arabistan toplumunda ‘Mübah’ın özgürleştirilmesi mücadelesi

Suudi toplumu bugünlerde hak ettiği eğlence, estetik, sanat çeşitleri, şiir, spor etkinliklerini doya doya yaşıyor.

Otuz yıldır toplumun ve karar vericilerin aklına böylesi reformların halkın öfkesini çekeceği, hukuksuzluğu, aile namusunun zedeleneceği gibi kaygıların sonunda yanlış olduğu, vehim ve boş hayal mahsulu olduğu da ortaya çıktı.

Bu kaygıların hakim olmasında Suudi uleması içinde ‘Sahve’ diye bilinen Selefi çevrenin büyük etkisi oldu. Öyle ki Sahve ulemasının İslam’a rağmen ve Şeriat’ın maksadına ters gelecek şekilde dünyayı erkenden ahirete çevirmesi, toplumsal ahlakın çöküşünde büyük rol oynadı.

Sahve çizgisi tehlikeli bir kavram olan ve toplumda kaygı yaratan ‘Gaflet’ konseptinin de yayılmasına neden oldu. Bu kavrama göre, mübah (dinen yapılmasında sakınca olmayan şeyler) olan ameller, haddi zatında haram olmamakla birlikte, gaflete neden olabilir ve bu şekilde Dinin önemli bir temelini kaybetmeye veya rükunlarının sarsılmasına neden olunabilir. Bu gaflet kuramı kullanılarak toplum bozulmuş ve güzellikleri yok edilmiştir. Aslında doğru olanı şu: Son otuz yılda bize yapılanlar toplumu örgütlü şekilde rehin alma işiydi, karşısında durulmalı, savaşılmalı, bunu yapanlar da yerle bir edilmeliydi.

Özetle, toplum mübah olana, yani, Şeriat’ın en geniş alanı olan yapılmasında sakınca olmayan şeylerin yapılmasına döndü. Aslında, En’am Suresinin 151. Ayetinde belirtildiği gibi; Mübahlar Şeriat’ın en geniş alanı olmasını, azınlıkta olan haramları düzenleyen regülatördür: “(Ey Muhammed!) De ki:

“Gelin, Rabbinizin size haram kıldığı şeyleri okuyayım: Ona hiçbir şeyi ortak koşmayın. Anaya babaya iyi davranın. Fakirlik endişesiyle çocuklarınızı öldürmeyin. Sizi de onları da biz rızıklandırırız. (Zina ve benzeri) çirkinliklere, bunların açığına da gizlisine de yaklaşmayın. Meşrû bir hak karşılığı olmadıkça Allah’ın haram (dokunulmaz) kıldığı canı öldürmeyin. İşte size Allah bunu emretti ki aklınızı kullanasınız.”

Dünya işlerinin tümünde mübahiyet (sakıncasız olması) mutemet fıkhi bir ilke iken bu kaide uzun süredir göz ardı edilmiştir. Sahve çizgisi, Allah’ın inayeti sonucu sahih bir hadis aksini ispat etmemesi halinde, mendup, haram kılınmış ve mekruh arası alana giren birçok mübahı metruk (terk edilmiş) ilan etmiştir. Vesveseli düşünce fıkhı o denli yayıldı ki, hangi Din alim demişse desin, Şeriat’a muhalif olmasına rağmen, ‘saçını kaşımak istesen dahi bunu bir Dini nassa dayanarak yap’ gibi bir söz yayıldı. Aslında doğrusunun mübah’ın esas olduğu ana kitaplarda vardır; Örneğin İmam Şatıbi ‘el-Muvafakat’ kitabında mübahı dünyanın gereği sayarken, İmam Cuveyni, mübahı hayat hakkı olarak tanımlıyor.

Araştırmacı Abdülmecid el-Sagir “İslam’da Radikal Fikir ve İlmi Referans- Usul İlmi ve Şeriat’ın Maksatlarına Dair İlimlerin Ortaya Çıkışının Analizi” başlıklı tezinde bu konuyu derinlemesine irdeliyor. Sagir, tezinin sekizinci bölümünde şunu söylüyor: “Şatibi’nin otoriteye itaat meselesini ele alırken mübahiyet konusuyla başlaması şaşırtıcı olmaz. Aslında Şatıbi Sufilerin arasında yaygınlık bulan Şer’i hükümlere karşı aşırılık yanlısı bir tutum benimsedi. Bu tutum, mübahı kaçınılması gereken mekruh saydığından ve Şer’i ekole rağmen insana seçim melekesi tanımadığından, Fıkıh bilginlerine ve Usul İlimi açısından anormal görüş olarak nitelendirilir.”

Şatıbi’nin görüşleri hakkındaki söylem Haşevi (Aşırı Rivayetçi) fıkıh ekolü için de geçerli sayılabilir; zira, bu akım mübahı nötr bölge olarak görmez ve yasaklar listesini genişleterek ve takvayı kişisel bir tutumdan milli tutuma dönüştürerek toplumun tümünü ihtiyati dindarlığa sevk eder. Haşevi fıkhın bu tutumu dünyevi mubahlara tecavüz sayılır, zira; şeriat bu alanı unutmuş değil, insanlara hareket ve dünyadan zevk alma nedeniyle, bilerek bırakmıştır. Dünyevi mübahlar, toplumu ahirete odaklamak ve politik programlara girmekten alıkoymak amacıyla, politik akımların otoriter baskısına da maruz kaldı.  Bu tür otoriter akımlar, İslami toplumlarda, Ehl-i Hadis, Müslüman Kardeşler (İhvan) Örgütü veya dallarında sık sık görülür.

Sagir’in tezine geri dönmekte yarar var, Sagir, yukarıda anlattıklarımla ilgili olarak şunu söylüyor:  “Selef’in (İslam toplumunun ilk nesillerinin) ahlaki tutumunu, duruşlarını ve davranış ve çalışma yöntemini referans olarak gösterme teklifi, hükümlerdeki otoriterliğinin bir başka gerekçesidir. Zira Selef’in takvalı oluşu, mübahı terk etmesi, lüks olan herşeyden feragat etmesi ve eğlence, yeme, içme ve dünyevi zevklerden uzak durması mübahın bırakılması için gerekçe teşkil eder. Bu akımı savunanlar için, selefi yad ederek mübahı bırakmak itaatin en derini sayılır.”

“Şeriat’ın Maksatlarının Fıkhı” (Fıkhu’l Makasıdu’ş Şeria) kişisel duygu ve isteklerden kurtarması ve Şeriat’ın genel hedeflerine yönlendirmesidir. İlahiyat Fakültesinde okuduğum sırada bu önemli ve elzem ilmin tahsili müfredattan sayılmayıp kişisel gayrete tabiiydi. Durum şimdi değişmiş olabilir mi bilmiyorum…

Sonuçta, Suudi toplumunda “Mübah” kavramı zaferini ilan etti. Mübah’ın özgür bölge ve girilmesi mümkün alan olduğu ve yasakların azınlıkta olduğunu bilmek her Müslüman’ın vazifesidir.

Her Müslüman şunu bilmeli ki, eğlensin, yaşasın, mutlu olsun ve başkalarını mutlu etsin diye dünyanın tümü Müslümana mübahtır. Mübah için mücadele etmek ve kazanmak Şeriat’ın merkezi ve kendisi için yapılmış bir mücadeledir. Kur’an-ı Kerim vesvese ve halüsinasyon yerine mübaha yönelmelidir zira Yüce Allah Mülk Suresinde der ki:  “O, yeryüzünü sizin ayaklarınızın altına serendir. Haydi onun üzerinde yürüyün ve Allah’ın rızkından yiyin. Dönüş ancak onadır.”