Suudi Arabistan: Yolsuzluk ve düşmanlarla savaş

Ülkelerin ve toplumların gelişimindeki kritik anlarda ve iktidar dengesindeki büyük değişikliklerde işler birdenbire gerçekleşmez. Her ne kadar kamuoyunu yanıltan, önemli ile daha önemli arasında ayrım yapmayı ve bunlara yoğunlaşmayı önleyen diğer olaylarla sürekli bir mücadele varsa da Ancak okunab

Ülkelerin ve toplumların gelişimindeki kritik anlarda ve iktidar dengesindeki büyük değişikliklerde işler birdenbire gerçekleşmez. Her ne kadar kamuoyunu yanıltan, önemli ile daha önemli arasında ayrım yapmayı ve bunlara yoğunlaşmayı önleyen diğer olaylarla sürekli bir mücadele varsa da Ancak okunabilir ve anlaşılabilir bir bağlamda ortaya çıkar.

Suudi Arabistan’da, neredeyse üç yıldır zamanın rahminde iki savaş yaşanıyor; Devletlere ve yapılarına dayanan yolsuzluğa karşı iç savaş ve bölgesel düşmanlarla bir savaş.

Bu savaş Geçmişteki başarıları unutmadan veya geçmişin olumsuz yönlerini abartmadan yürütülmelidir. Geleceğin, gelişimin ve yeniliğin savaşlarıdır bunlar.

İç savaşta, engellerin üstesinden gelmek ve geleceği inşa etmek için kalkınma ve gelişme mücadelesi veriliyor. Suudi Arabistan veliaht Prensi, kendisinin bizzat yürüttüğü ‘Suudi Arabistan 2030 vizyonunu’ açıkladı ve Ulusal Geçiş Programı tarafından desteklenen projelerden tutunda Kamu Yatırım Fonu ve finansal denge programına kadar ve bunların dışında onlarca büyük proje ve programın her birini ilan etti. Fakat tabii ki, her yeni bir devlet inşa etme vizyonunun önünde, başkaldırma, reform ve kalkınmayı gerektiren düzinelerce engel vardır.

Yolsuzluk, Devletlerin yeniden inşa edilmesi ve toplumların ilerlemesine yönelik bu iç engellerin en önemlilerinden biri kabul edilir, zira sürekli olarak devletlerin temellerini yer bitirir ve istismarcıların en üstten en altına kadar edinmiş oldukları tecrübe birikimiyle devletin varlığını tehdit eder ve bu tür en tehlikeli olanıdır. Bu nedenle, gelecek için gerçek bir başlangıç sağlamak ve en büyük engelleri kesin ve sıkı bir şekilde ortadan kaldırmak için istisnasız aynı şekilde en yüksekten en düşüğe doğru savaşılmalıdır.

Kral Selman, büyük veya küçük her yolsuzluk yapanı hesaba çekmek için, kendilerinin başkanlığında ve ilgili devlet kurumlarının üyeliği ile yüksek bir komisyon oluşturdu. Prens Muhammed bin Selman daha önce de yolsuzluk ve yolsuzluk yapanları yakalamada, prens veya bakan hiç kimseyi, istisna etmeyeceğini belirtmişti.

Şeffaflık ilkesine uygun olarak, suçlanmış olan kişilerin, kendilerini savunabilmeleri için haklarının korunması oldukça önemliydi. Aynı şekilde Soruşturmalar tamamlanıncaya kadar, hiçbiri hakkında herhangi bir şey yayınlanmamalı, her birinin şirketleri korunmalı ve ulusal ekonomide devam etmelerini sağlanmalıdır.

Bir diğer husus da suçlu bulunmayan yedi sanığın serbest bırakılmasıdır. Bu durum, “kamu yolsuzlukları davalarında yer alanlar ile gerekli önlemlerin alınmasını, kişi ve kuruluşların, fonların, sabit varlıkların ve yurtiçi ve yurtdışında taşınabilir olanların Devlet Hazinesine iade edilmesini ve mülk ve varlıkların devlet mülkiyetine kaydının yapılmasını ve bu konularda gerekli şeffafiyeti gösterip işbirliği yapanlarla ilgili, kamu yararına olduğu düşüncesiyle ilgili bir rapor yayınlanmasını” öngören Kraliyet Emri’nin üçüncü fıkrasına paralel olabilir. Her kim gerekli işbirliği yaparsa, devletin prestijini koruyan bir esneklikle muamele görür ve kamu parasını kamu Hazine’sine geri getirme amacı gerçekleşmiş olur.

Yolsuzlukla ilgili yapılacak gerçek her bir savaş, ülkeleri bozulmadan kurtarabilir, sosyal, kültürel, ekonomik ve siyasi değer sistemlerini değiştirebilir, daha iyi bir gelecek, daha uyumlu ve etkili değerler yolunu çizebilir.

Ülkelerin kurucuları ve geleceğin inşa edicileri, insanları her zaman yıkmaya ve inşa etmeye yani eski alışkanlıkları yıkmaya ve tamamen yenilerini yaratmaya teşvik ederler. İşte şu anda Suudi Arabistan’ın içişleri başta olmak üzere bölgesel ve uluslararası arenada olan budur.

Devletler savaştan hoşlanmazlar fakat zaman geldiğinde geride kalmazlar; bunun da ötesinde, bölgesel ve uluslararası sahnelerin yeniden hazırlanmasını isterler. Suudi Arabistan’ın yeni rolü işte budur. Ancak bölgenin en tehlikeli bölgesel ve uluslararası düşmanı, Terörist mezhepçiliğin, silahlı milisler ve şiddet örgütlerin lideri İran’ın Mollaları bu durumu beğenmedi. Hamaney’in stratejisi de zaten; İran’ın nüfuzunu genişletmek ve yeni bir imparatorluk kurmak için bu milisleri ve örgütleri yaratmak ve desteklemektir.

Şu an olup bitenleri okuyamayanlar var, hâlbuki İran rejiminin bütün kanatları kırpılmıştır. Bunun için de güçlü planlar ve ittifaklar yapılmış, uluslararası ve bölgesel uzlaşma ortaya konmuş, Yemen’de Husilerle ile mücadele etmek için bir Arap ittifakı, terörle mücadele için bir Müslüman ittifak oluşturulmuş ve “DEAŞ” la mücadele etmek için uluslararası bir koalisyona aktif katılım sağlanmıştır. Bu arada “Katar’daki kardeş haini, Dörtlü boykotun boyunduruğu altına alınmak suretiyle etkisiz hale getirilmiştir. Suudi Dışişleri Bakanı Adil el-Cübeyr’in de ifade ettiği gibi, Yemen, Libya, Filistin ve diğer yerlerde işler yavaştan yavaşa yumuşamaya başlamıştır.

Zaman aşımı ve üst üste gelme hataları ortadan kaldırmaz.  İran’ın bölge ülkelerine müdahaleleri, teröre destek vermesi, Balistik füzeler atması ve Silahlı milisler oluşturması aşılmaz olduğunu düşünülen sorunlar yarattı. Obama yönetimi ve 5+1 ülkeleri arasında dünyayla ve bölge ülkeleri ile gerçek krizleri aşmak için garip bir anlaşma yapılmıştı, ancak bugün Suudi Arabistan liderliğinde, olaylar normale dönüyor.

Riyad’a balistik füze gönderilmesinin sabredilecek ve tahammül edilecek bir tarafı kalmamıştır. Artık cevap ve cezalandırma vakti gelmiştir. Önceki durum ve tehlikelerin halen sürmekte olduğunun hesabını iyi yapmak gerekir. Eğer bunu anlayıp kavramada aciz kalınırsa bedeli ağır ödenir. Düşmanlar vurulacaksa, en iyi ve en başarılı modelleri bulmak gerekir. Suudi Arabistan, Körfez ülkeleri ve Arap ülkeleri açısından İran’a verilebilecek en isabetli eza “Lübnanlı Hizbullah” olarak adlandırılan yapıyı vurmaktır.

Suudi Arabistan bu konuda üç yıldır açık, etkili, ima edici mesajlar veriyor. Problem ise bunu anlamamakta düğümleniyor. Politikacılar ve entelektüeller, medya ve yazarlar, araştırma ve araştırma merkezlerinden her kim bu mesajları anlayamadıysa büyük bir tecrübeye ihanet etmişlerdir. Anlama ve idrak etmede ihanet edenler şu anda bunun bedelini ödüyorlar, uzak ve yakın gelecekte ödemeye de devam edeceklerdir.

“Kararlılık Bizi Topluyor” adı altında düzenlenen üç Riyad zirvesi sonrasında, bölge güç dengelerinin büyük bir değişikliğe doğru ilerlediği açıkça görülmüştü. Gerek İran terörizmi ve ona bağlı milis ve partiler, gerekse “DEAŞ”, “el Kaide” ve benzer terör örgütlerinin eski kazanım ve kazançlarını tekrar elde edemeyecekleri artık müsellem bir konu olup, tartışma konusu olmaktan çıkmıştır. Suudi-Amerikan ittifakı ve bölgedeki bütün Amerika müttefikleriyle yapılan ittifaklar neticesinde gücün tekrar dönmesiyle, gelecekteki savaşlar, geçmişin dengesizliklerini yok etmek ve güç dengelerini ayarlamakla başlayacak. Günümüzde siyasi, ekonomik ve askeri alanların tümünde yaşananlar işte tam da budur.

Hizbullah’ın Lübnan devletini ele geçirmesi aykırı bir durumdu ve partinin, Lübnan’ın tümünü silah gücüyle boyun eğdirmeden önce erken dönemde ele alınmalıydı. Önceki tüm anlayışlar, hiç kimsenin bu “partiyi” durduramayacağını veya siyasi akımlardan biri olarak normal boyutuna geri getiremediğini kabul etmiş durumdaydı. Fakat bugün olan biten, partinin doğal boyutuna geri dönmesi için gerekli kararlılığın gösterilmesi gerektiğidir.