Suudi Arabistan’ın ve İran’ın Lübnan’daki rollerinin temel farkları
İran’ın Lübnan’daki rolüne yönelik tartışmalarda sürekli olarak durum Suudi Arabistan’ın ülkedeki rolüne benzetiliyor, kıyaslama yapılıyor ve bundan kimse gocunmuyor. Bu durum Lübnan’ın siyasi çölleşmeden mustarip olduğu ve seçim atmosferine girdiği şu günlerde daha bariz hale geliyor. Seçim popüliz
İran’ın Lübnan’daki rolüne yönelik tartışmalarda sürekli olarak durum Suudi Arabistan’ın ülkedeki rolüne benzetiliyor, kıyaslama yapılıyor ve bundan kimse gocunmuyor. Bu durum Lübnan’ın siyasi çölleşmeden mustarip olduğu ve seçim atmosferine girdiği şu günlerde daha bariz hale geliyor. Seçim popülizmine kapılanlar (bunu da daha çok sivil toplum temsilcileri olduğunu söyleyenler yapar, sanki diğerleri asker toplumu da!) ‘Tüm dış taraflara hayır’ sloganını atmayı kolaymış gibi algılar. Yani hem Suudi Arabistan’ın rolüne hem de İran’ın rolüne karşı çıkarlar. Sanki iki rol de eşit ve iki rol de aynı paranın iki yüzüymüş gibi. Sanki Lübnan üzerinde aynı etkiye ve doğaya sahipler.
İki ülkenin de rolünün bir tutularak ikisine de toptan karşı çıkılması, tarihi Suudi faktörünün Lübnan’da (özellikle 1983’ten sonraki) İran faktörüyle bir tutulması beni her zaman çok şaşırtmıştır.
Her şeyden önce İran projesinin askeri ve ideolojik milislere dayandığını ve Lübnanlılar arasında çok tartışmalı olduğunu unutmamalıyız. Karşılıklı politik yalanlar, İran destekli milislerin direniş olduğu varsayımları ve siyasi nutukları bu gerçeği bize unutturamaz. Bu milisler, yani Hizbullah, sadece Lübnan ve Arap ülkelerinin arasını açmakla kalmıyor, Lübnan’ı Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa Birliği ile ihtilaf konusu haline de getiriyor. Bu milisler, genel sekreterleri Hasan Nasrallah’ın itiraf ettiği gibi İran’dan para, silah ve eğitim yardımları alıyor. Bu da uluslararası alanda kabul edilen tüm kanunlara ve yönetmeliklere karşı olmakla birlikte Lübnan’ın ve kurumlarının dahil olmadığı ve sonuçlarını sorgulayamadığı politik ve askeri ajandaya göre yapılıyor. Buna bağlı olarak da İran projesi (artık burada rolden bahsetmiyoruz, koskoca projeden!) Lübnan devletinin dışında oluşan bir projedir. Suudi Arabistan’ın rolüne gelince; bu rol Lübnan devlet kurumları ve en önemlisi Lübnan halkı taraflarının ve bileşenlerinin mutabık kaldığı anlaşmalardan geçiyor. Lübnan iç savaşının ve dış güçlerin ülke toprağı üzerindeki savaşlarının bitirilmesi amacıyla Suudi Arabistan’ın Lübnanlıları Taif kentinde bir araya getirerek Maruni Patrik Nasrullah Sufair şahsında kilisenin de dâhil olduğu en geniş yelpazeli anlaşmaya varmaları için Riyad’ın sarf ettiği mesai bunun şahididir.
Sosyal açıdan bakacak olursak iki ülkenin rolü arasındaki fark çok bariz hale geliyor. Lübnan’daki Şii mezhep mensuplarının 1983 yılı öncesinde ve sonrasında görüntüsünü, söylemini, giyimini, fikir referanslarını ve değerlerini ele alarak araştırırsak bu mezhep mensuplarının ne denli toplumsal mühendislik değişimine girdiğini görebiliriz. Lübnan Şiileri, özellikle Hizbullah’a daha yakın kesimlerde, İran tipi çarşaf yaygınlığı ‘şehitlik kültürünün’ yayılması ve mezhep bölünmelerinin yoğunluğu bakımından İran’ın en karanlık yanının çirkinleşmiş görüntüsü gibi gözüküyor. Buna karşın Suudi Arabistan’ın rolü Lübnan’ın politik ve toplumsal güçlerinden geçiyor.
Politik, sosyal ve ekonomik liberalizme dayanan, turizm, ekonomi, hizmet, bayındırlık ve bu yönleri yaşatan ve önemseyen, kıyafet, davranış tüketim ve ilişkiler değerlerini kapsayan El Hariri akımını Suudi Arabistan rolüne örnek verebiliriz. Basit konuşmak gerekirse; İran Humeynici örneğini ihraç etmeye çalıştığı gibi Suudi Arabistan kendi örneğini ihraç etmeye çalışmadı. Suudi Arabistan, Lübnan’ı olduğu gibi kabul etti. İran, rolü ve projesi doğrultusunda değişimi gerçekleştirmek amacıyla ülkedeki mezhep farklılığını doruğa çıkartmaktan çekinmeyen bir doğaya sahiptir. Bu da Lübnan’daki Şiilerin özelliklerini vurgulamak amacıyla ayrılıkçı dil kullanmalarına yol açtı.
İki büyük ülkenin her biri için ne Lübnan’ın ne de başka bir ülkenin ulusal çıkarları için bir tehdit kaynağı olmaması için çalışması doğaldır. Lübnan’ın ya da başka herhangi bir ülkenin çıkarları ile uyum içinde olması için çalışmak gayet normaldir. Devletler, kendi yüksek çıkarları ve ulusal güvenliğinin temini için tüm siyasi, askeri, güvenlik ve sosyal yönlerini seferber ederler.
Sorun şu ki İran projesinin devrimci ve ideolojik doğası ve Tahran’ın bölgeyi bu iki etken üzerinden yeniden düzenleme arzusu sebebiyle Lübnan kendi kendiyle kavgalı ve etrafındakilerle düşman olmaksızın İran’ın çıkarlarıyla uyumlu olamaz. Buna karşın Lübnan’ın Suudi Arabistan’la olan ilişkileri Lübnan’daki belirli bir kesime karşı veya Lübnan’ı parçalamaya yönelik olmamıştır.
Suudi Arabistan tarihinde bir politikacı, gazeteci veya devlet adamı suikastla öldürülmüş değildir. Buna karşın istiklal intifadasının 13. yıldönümünü yaşayan Lübnan, ‘Velayeti Fakih’ adamlarının 14 Şubat 2005’te soğukkanlılıkla öldürdüğü Refik Hariri suikastının sonuçlarıyla mücadele ediyor!