Tahran ve yaklaşan kışın getirecekleri
Bu kış İran’la ilgili kesin bir karar kışı olur mu? Bu mümkün gibi gözükmekte, özellikle bir çok gösterge İran’ın bölgesel ve uluslararası alanda teamülleri benzeri görülmemiş bir şekilde göz ardı ettiğini ve yasalar dışına çıktığını göstermekte. İran, BM Güvenlik Konseyinin önceden onayı olma
Bu kış İran’la ilgili kesin bir karar kışı olur mu? Bu mümkün gibi gözükmekte, özellikle bir çok gösterge İran’ın bölgesel ve uluslararası alanda teamülleri benzeri görülmemiş bir şekilde göz ardı ettiğini ve yasalar dışına çıktığını göstermekte.
İran, BM Güvenlik Konseyinin önceden onayı olmaksızın toprakları dışında silah temini, satışı veya devrini önleme yükümlülüklerini ihlal ederek uluslararası topluluğa ve BM kararlarına hunharca meydan okumaya devam ediyor.
İran, Husiler ve eski Yemen Cumhurbaşkanı Salih’e silah tedarikini yasaklayan Birleşmiş Milletlerin ayrı bir kararını da görmezden gelerek Yemen’deki çatışmayı daha da tırmandırıyor.
Washington’un İran’a karşı başlattığı uluslararası eylem çağrısı yalnızca retorik bir eylemden ibaret değil, BM Güvenlik Konseyi’ndeki son birkaç saat içinde yapılan tartışmalar takip edilirse, Tahran’ın küresel istikrar için büyük bir engel haline gelmesinin ardından bir şeylerin düzenlendiği ve tertip edildiğini gösteriyor.
Washington, Husi Ensarullah milislerinin Suudi Arabistan’a yaptığı son füze saldırısının bölgesel güvenlik için bir tehdit olduğuna ve Birleşmiş Milletlerin çatışmanın sona ermesi için müzakere çabalarını baltaladığına inanıyor.
Washington bu kez haklı, hatta bin kere haklı; Kral Halid Havaalanına atılan Kıyam füzesi ileri düzeyde uzun menzilli füzeler sınıfına girmektedir, hal bu ki, Başkan Hadi’nin meşru Yemen hükümetine karşı çatışma başlamadan önce ülkede uzun menzilli füze bulunmamaktaydı.
Şurası açık ki, bu menfi gelişmeler sayesinde stratejik dengeler sessiz kalınmaması gereken bir uçuruma doğru hız kazanıyor, durum, Veliaht Prens Muhammed bin Salman’ın söylediği gibi, askeri bir saldırı ya da Suudi Arabistan’a ve halkına karşı bir savaş ilanıdır. Şüphesiz, füzelerin kaynağı İran’dır, bu da BM’in toplanması için çağrı yapacak yeterli bir nedendir.
İran, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri’ni İran’ın uzun menzilli füzeleri ile bombalamakla tehdit eden Husilere desteğini artık saklamıyor. Füze atılmasını bir tür meşru Yemen misillemesi olduğunu söyleyen (İran Cumhurbaşkanı) Hasan Ruhani’yi dinledik. Fakat kendisi hangi meşruiyet hakkında konuşuyor? Washington’u Suudi Arabistan’ın stratejik bir müttefiki olduğuna karşı çıkan Hasan Ruhani, Barack Obama döneminde, Başkan Trump’in vurguladığı gibi, en kötü anlaşmaya varma imkânı yaratan İran- ABD ilişkilerini ya unutmuş, ya da unutmuş gibi davranıyor.
Obama yönetimi İran’ın El Kaide örgütü ile bağlantılarını, Bin Ladin ailesinin efradının İran’da ikamet ettiğini, keza, uluslararası birçok terör örgütüyle olan bağının farkındaydı. Fakat, tüm bu gerçeklere rağmen, şüphe uyandıracak şekilde bunları göz ardı ederek mollalar hükümetine füze programlarını hem yurt içinde hem yurt dışında Kuzey Kore ile ortaklaşarak geliştirme imkanını sağlamıştır. Amerikan – Suudi Arabistan ittifakı ve Arap Amerikan ilişkileri Trump Yönetimini bir önceki yönetimin hatalarını düzeltme durumunda bırakacaktır.
İran’la olan çatışma çok boyutlu olmasına rağmen başı ve sonu dogmatik ortası ise etniktir, zira İran Fars İmparatorluğunun Araplarla olan tarihi savaşlarını bir türlü unutmuyor. Bu söylediklerim bir tarafa çamur atma veya yüklenme olarak algılanmasın, zira Hasan Ruhani’nin Iranlı Tesnim (Taneem) haber ajansına yaptığı açıklamaları duydunuz mu? Ruhani Suudi Arabistan’a hitap ederken kibirli, ve küstah söylemle büyük güçlerin İran’ı etkilemediği, dolayısıyla başkalarının da bunu düşünmemesi gerektiğini söylüyor. Gerçekten de operasyonel gerçeklerden ırak, içi boş bir söylem.
Medya, İran’a paralel kazançlar elde etmek için kilit bir araç haline getirildikten sonra, İran her zaman psikolojik savaşta propaganda boyutunu oynamaya çalışıyor ve askeri gücü hakkında abartmaktan ve konuşmaktan kaçınmıyor.
İran’ın en büyük rüyası dünyaya Körfez ülkeleri adına konuşan gerçek bir bölgesel güç olarak kendini tanıtmaktır, Ama İran’ın anlamadığı şu ki, ülkelerin bölgesel güç olmaları için bazı özelliklere sahip olması gerektiğidir, bu özelliklerin ilki, iç ve dış cephede istikrarı yakalamış olmak, ikincisi sınırlarında düşmanlığın veya çatışmaların olmaması, üçüncüsü, çatışmalı uluslararası taraflarla diyalog içinde olması, dördüncüsü ise oluşan problemlerle uluslararası yasalar çerçevesi içinde halletmesidir, yani, diğer bir anlatımla, bölgesel güç olma yönünde gelişen bir uluslararası sabit kuralları bertaraf ederek ideolojik projesini kullanarak problemlerin çözümüne gidemez. Tabii ki, bu özelliklerin İran’da bulunmadığını Amerikalılar, Ruslar ve uluslararası güçlerin tümü bilmektedir.
İran’la olan askeri çatışmaların senaryolarından bahsetmek şu an erken olabilir, ancak İran, askeri çatışma seçeneğini arşivindeki çekmecelerden çıkararak askeri yetkililerinin ve İran halkının önüne koymak için acele etse de, bu tür çatışmanın yoğun, pahalı ve derin yaralar açacağını, İran’ı otuz yıl geriye değil, bekli de üç yüz yıl geriye götüreceğini bilmektedir.
İranlı kartopu çok hızlı uçuruma doğru ilerliyor ve dibe çarpması, özellikle Güvenlik Konseyi’ndeki hareketlenmeden sonra, uzaktan fark ediliyor, zira, İran ve müttefiklerine Yemen’de ve Güney Lübnan’da yeni yaptırımların uygulanması da söz konusu.
Tahran’ın mali kağıtlarını ve kartlarını iyi bir şekilde düzenlediği ve yaptırımlara hazırlandığı herkesin bildiği bir gerçek, dolayısıyla İran yeni yaptırımları caydırıcı bulmayacaktır, bu durumda dünyanın tümü uluslararası barışı tehdit eden yeni bir durumla yüz yüze geleceğinden, şüphesiz savaş durumu şu an bir tez aşamasındayken, yakın gelecekte gerçek olma ihtimali de doğacaktır.