Taliban’a askeri baskı uygulamayı planlayan Kabil barış sürecini de teşvik ediyor
Washington: Muaz el- Amiri Afganistan’ın Washington Büyükelçisi Hamdullah Mohib, Afgan hükümetinin başlattığı barış girişiminin uluslararası ve bölgesel düzeyde büyük destek gördüğünü söyledi. Mohib, Şarku’l Avsat’a verdiği röportajda söz konusu girişime destek veren ülkeler arasında Suudi Ara
Washington: Muaz el- Amiri
Afganistan’ın Washington Büyükelçisi Hamdullah Mohib, Afgan hükümetinin başlattığı barış girişiminin uluslararası ve bölgesel düzeyde büyük destek gördüğünü söyledi. Mohib, Şarku’l Avsat’a verdiği röportajda söz konusu girişime destek veren ülkeler arasında Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve ABD’nin de bulunduğunu belirtti.
ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin Afganistan’ın barış girişimine destek verdiğine dikkat çeken Büyükelçi, Trump’ın görevi devralmasının ardından Washington ve Kabil arasındaki ilişkilerde büyük bir ilerleme sağlandığını belirtti. Pakistan hükümetini ‘sağduyulu bir yaklaşım’ benimseyerek Afganistan’ı desteklemeye çağırdı.
Afganistan Cumhurbaşkanı Eşref Gani’nin ülkenin siyasi tıkanıklığını sona erdirmek için duyurduğu barış girişimine yönelik değerlendirmesinin ne olduğu sorulan Büyükelçi Mohib, konuya ilişkin şunları söyledi:
“Girişim iki bölümden oluşuyor. Bunlardan ilki Afganistan ulusal savunma ve güvenlik güçleri, ABD’nin desteğiyle Taliban’a yapılan askeri baskıyı sürdürmeyi başarmasıdır. Siyasi süreç ve askeri baskı eşzamanlı olarak gerçekleşti. Afganistan hükümeti Taliban’a kapıyı açık bıraktı. İkincisi ise Trump’ın Güney Asya’daki politikalarının ne olacağı. Bunu halen bekliyoruz. Yönetiminin Afganistan’ın durumu ile ilgilenmesi bu kapsamdaki çabaları birleştirecektir. Gördüğümüz gibi Kabil yönetiminden Afgan toplumunun bir parçası olmaya çalışan Taliban unsurları ile uzlaşma yolunda ortaya atılan ciddi bir barış teklifi var. Tüm söyleyeceğim şudur ki şimdi top onlarda.”
Mohib, Afganistan hükümetini ABD veya Pakistan gibi bir aracı olmaksızın Taliban ile doğrudan görüşmelerde bulunmasını engelleyenin ne olduğu sorusuna da cevap verdi:
“Soru aslında Taliban’ı Afgan hükümeti ile doğrudan müzakereler gerçekleştirmekten alıkoyanın ne olduğudur. Her şeyden önce Taliban birçok grup ve farklı zihniyetlerden meydana geliyor. Barış konusunda görüş birliği içerisinde değiller. Bir barış anlaşmasının onlar için ne anlama geldiğine dair farklı bakış açıları var. Bu nedenle barış süreci doğrudan gerçekleştirilemiyor. Ancak Taliban’ın müzakerelere girmeyi ciddi olarak düşünen barış sunulan unsurlarının gündeminde birçok konu var. Yabancı destekçilerden misillemeye maruz kalma korkusu, ailelerinin selameti ve güvenli transferi konusundaki endişeleri ve Afgan toplumuna nasıl entegre olacakları konusunda kaygıları mevcut. Bu nedenle, önümüzde zaman alacak karmaşık ve çok yönlü bir süreç bizi bekliyor.”
Mohib, ABD’nin süreçteki tutumuna ilişkin de şu değerlendirmelerde bulundu:
“ABD’nin teröre karşı küresel savaşta askeri hedefleri ne olursa olsun başlıca siyasi hedefi, Afgan hükümeti ve Taliban arasındaki barış sürecini kolaylaştırmaktır. ABD, Afgan hükümetiyle aynı hedefleri paylaşıyor. Afganistan hedeflerinde kararlı bir duruş sergiledi. Aslında Afgan hükümeti ve ABD arasındaki işbirliği ve iletişim düzeyi sadece son aylarda iyileşti. Aynı rotadayız ve hedeflerimize koordineli bir halde ilerliyoruz. Bu da Afganistan hükümetinin ülkeye barışı getirme ve radikal, terörist güçlerin etkilerini sona erdirme çabalarına hız kazandırdı. Washington ve Kabil, Afganistan’daki ve komşu ülkelerdeki teröre karşı verilen uluslararası savaşta iki müttefiktir. Tehdit devam ettiği sürece bu savaşta ortak olacağız. Afganlar bu savaşa kendilerini adamış ve yalnızca kendi güvenlikler için değil dünyanın istikrarı için muazzam fedakârlıklar yapmışlardır.”
Mohib, terörle mücadelede Suudi arabistan’ın oynadığı role ilşkin sorulan soruyu da cevapladı:
“Aslında bizler bir dünya savaşındayız. Küçük radikal bir grup, İslam’ın barışçıl ve merhametli öğretilerini karalayarak dünyaya acımazsız ve şiddet yanlısı olarak gösteriyor. Haremeyn-i Şerifeyn’in içinde bulunduğu Suudi Arabistan’ın ise İslamın gücünü yeniden kazanmasına yardımcı olabilir. Afgan halkı Müslüman ve samimi. İslam’ı savunma uğruna tarihin en büyük fedakarlığını yaptı. Komünizme karşı mücadelede bir milyondan fazla Afgan şehit oldu. O zamandan beri Suudi Arabistan temel merkezimiz oldu. Bu nedenle Suudi Arabistan’ın artık radikalizmle ve terörizmle mücadelede ciddi bir ortak olduğumuz düşünüyoruz.”
Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman’ın ABD’ye gerçekleştirdiği son ziyaretinde Afganistan konusunu da ele aldığını belirten Muhib, “Suudi Arabistan Veliaht Prensi’nin gerçekleştirdiği ziyaret, Washington’da düzenlenen ABD, Suudi Arabistan, BAE ve Afganistan dörtlü toplantısı ile eş zamanlı yapıldı. Toplantı oldukça verimliydi. Hepimiz Afganistan’da barış ve istikrar için ortak bir yol haritası üzerinde çalışmaya karar verdik. Toplantılar yakında tekrarlanacak“ dedi.
Mohib’in gündeminde Pakistan’ın süreçteki rolü de vardı:
“Pakistan’ın, Afganistan’da barış sürecinin inşa edilmesinde büyük bir rol oynama imkanı var. Afgan halkı, devletin olumsuz politikalarının sonucu olarak masum sivillerin acı çekmediği huzurlu bir bölge görmek istiyor. Huzurlu bir Afganistan, başta Pakistan olmak üzere tüm bölgenin çıkarınadır. Pakistan’ın kaderi Afganistan’ınki ile iç içe geçmiş durumda. Pakistan, Afganistan’ın komşusudur ve tüm Güney ve Orta Asya ülkeleri arasındaki bölgesel işbirliğine yönelik geniş çabalar açısından kilit öneme sahiptir. Bu nedenle Pakistan, Afgan barış sürecine yalnızca Afganistan’daki ihtilafı çözmenin bir aracı olarak bakmamalı. Aynı zamanda bölgesel güvenlik, sosyal ve ekonomik kalkınmanın sağlanması için Afgan hükümeti ile işbirliğini güçlendirmenin de bir yolu olarak görmelidir.”
Afganistan’ın Washington Büyükelçisi Hamdullah Mohib açıklamasını şu sözlerle sonlandırdı:
“Afganistan barış süreci Pakistan’a, iki ülke için de yıllardır süren çatışmaların üstesinden gelmek için bir fırsat sunuyor. Umarım bilgelikle harekete ederler. İslamabad yönetimi bu fırsatı Afganistan, Pakistan ve bölge için bir bütün olarak daha iyi bir gelecek sağlanmasına yönelik bir vizyon oluşturmak için ganimet olarak görmeli.”