Tarihten bugüne Radikal hareketler
Hani Nesira Radikaller, hedeflerindeki insanları kazanmak için ikna edici yöntemlerle yaklaşarak kendilerini, dünyayı ve ümmeti ıslah etmeye adanmış davetçiler olarak göstermektedir. İnandıkları ilkeleri hayatın her alanında kurtarıcı ilkeler olarak sunmaktadırlar. Fakat üzerinde durulduğu zaman rad
Hani Nesira
Radikaller, hedeflerindeki insanları kazanmak için ikna edici yöntemlerle yaklaşarak kendilerini, dünyayı ve ümmeti ıslah etmeye adanmış davetçiler olarak göstermektedir. İnandıkları ilkeleri hayatın her alanında kurtarıcı ilkeler olarak sunmaktadırlar. Fakat üzerinde durulduğu zaman radikallerin davet ettikleri ilkelerin ne kadar sahte ve kriz üreten ilkeler olduğu kolaylıkla anlaşılabilir. Tarih boyunca, radikal yönelimlerin ortaya koyduğu birikim ve yazdıkları kitaplar onların niteliklerini açıkça ortaya koymuştur. Şekilcilikte aşırıya kaçmaları, fikri taassupları, cüretkarlıkları ve farklılıklara karşı ithamkar olmaları gibi. Modern çağda yazılan eserler ve araştırmalar, doğuda ve batıdaki kişisel, ideolojik ve toplumsal taassubun niteliğini ve arz ettiği tehlikeleri ortaya koymuştur.
Bu yazıda, radikal ve aşırıcı kesimlerin, İslam tarihi boyunca ortaya koyduğu görüntüyü yansıtmaya çalışacağız. Günümüz radikal yönelimlerinin İslam tarihindeki selefleriyle ne kadar benzeştiklerini anlatmaya çalışacağız.
Gizemlilik
Radikal hareketler, genellikle toplumdan soyutlanarak ortaya çıkmıştır. Bu hareketlerin tarihinde gizlilik önemli bir yer tutar. Bu, günümüzde var olan ve geçmişte var olmuş radikal yönelimlerin ortak özelliğidir. Bu hareketler, bir gecede toplumdan ve toplumun ortak yöneliminden uzak bir şekilde oluşuyor. Raşid Halifelerden Ömer Bin Abdulaziz’in bu konuda şöyle dediği rivayet edilir; “Eğer bir topluluğun dinin bir parçasıyla kendilerini kurtardıklarını görürsen, bil ki o topluluk sapkınlık oluşturmaktadır.”
İslam’ın ilk asrında sadece İbni Sebe hakkında marjinallik değerlendirmesi yapılmıyordu, başkalarının da ümmeti, toplumu ve devleti karıştırdığından bahsediliyordu. El-Eşari, “Makalatu’l-İslamiyyin” adlı eserinde, Susen adında bir adamdan bahsediyor. Aynı zamanda Eş’ari, “el-Kadri Tercemesi” eserinde Mabed el-Cuheyni’den de bahsediyor. Bu eserde, Cuheyni, Kaderiye mezhebi ve Kur’an’ın mahluk olduğu iddiasının ortaya çıkmasına sebep olanlardan biri olarak söz ediliyor.
Bu gizemliliği, radikal hareketlerin önderlerinde de görüyoruz. Fitne zamanlarında bu hareketlere öncülük edenler insanların nezdinde takdir edilmezler. İlimleri, marifetleri ve zühtleri bilinmez. Sünni ve Şii tarihçilerin çoğu bunlardan biri olan Abdullah Bin Vehb el-Rasibi’nin sahabe olduğunu reddetmesine rağmen bu kişi sahabedir ama o Sahabelerin sembol isimlerinden değildir.
Tarihsel Kopukluk
Radikaller hep tarihsel kopukluk içinde günümüze gelmişlerdir. Radikal hareketin ne zaman kurulduğu ve bu hareketin yasaları genelde bilinmez. Radikaller, ümmetin durumuna dikkat etmezler, ümmetin zayıf mı güçlü mü olduğu onlar için önemli değildir.
Radikaller, Hz. Hasan Bin Ali (ra) gibi bir değer çıkaramazlar. Hz. Hasan, Müslüman kanının akmasına engel olmak için iktidarı Muaviye’ye devrettiğinde, Allah’a hamd ve senadan sonra, “Ey İnsanlar! Ben bu işi Müslüman kanı akmasın diye Muaviye’ye bıraktım. Eğer Muaviye, bu amacımı idrak ederse, o sizin için belli bir zamana geçim sağlar” dedikten sonra istiğfar ederek kürsüden inmişti. Bu olayı, eş-Şa’bi, “Delail” adlı eserinde, İbn-i Sad, İbn-i Ebi Şeybe, Beyhaki’den aktarıyor.
Hz. Hasan’ın gösterdiği bu fedakarlık ve ümmetin halini idrak ederek, ümmetin birliği üzerinde ısrar etme tavrı, radikal örgütler için öncelik arz eden bir ilke değildir. Onlar, ümmeti kendi zihinlerine göre tanımlarlar. Ümmetin içinde bulunduğu durumu ve neye ihtiyaç duyduğunu asla idrak edemezler.
Nefret ve Bölücülük
Eskiden aşırılık yanlıları, cemaat ve fırkalara ayrılarak, her bir cemaat diğerine karşı aşırılıkla muamele ederdi. Hariciler içinden de hariciler çıktı. Aynı şekilde Sebeilerden de Hattabiler denen bir fırka ortaya çıktı. El-Hedaviye fırkasından çıkan Karmatiler fırkası ise öyle aşırıya kaçtı ki sonunda dinden çıktılar. Radikaller, işte böylesine bir kör döngüde bocalıyor. Bu durum artık radikal hareketlerin geçmişten bugüne gelen bir özelliği olmuştur. Radikal hareketler, bölünür, parçalanır ve gruplara ayrılırlar. Her asırda, bu radikal gruplar birbirlerine aşırı ithamlarda bulunur ve çatışırlar. Nihayetinde hepsi de birbirini yok eder.
Böylelikle, radikal dinci gruplar birbirleriyle çatışan onlarca gruba ayrılır. Bazen ise Afganistan’da olduğu gibi ortak düşman bu grupları geçici olarak bir araya getirebilir. Fakat düşmanı yendiklerinde liderlik için yeniden birbirleriyle çatışmaya başlarlar. Sovyet işgali sonrası Afganistan’da olduğu gibi. Afganistan’da yaşananlar, 2011 yılında başlayan Arap devrimlerinde de yaşandı. Özellikle Suriye’de. Biraz güçlenen her örgüt, diğerleriyle çatışmaya başladı ve bu çatışmalarla birlikte devrimler kaybolup gitti.
Harici fırkaların sürekli olarak bölünmesine dair Abdulkahir el-Bağdadi (ö 426. H), “el-Fark Beynel Firak” adlı eserinde, şunları söylüyor; “Hariciler, yirmi fırkadır. Ezarika, Necadât ve
Sufriyye ilk kollarıdır. Daha sonra bu fırkalardan el-İcaride çıkmış bu fırkadan da el-Hezamiye, el-Şabiye, el-Malumiye ve el-Mechuliye gibi fırkalar neşet bulmuştur.”
Tarihsel Çöküş
Radikal yönelimlerini sürdürmekte ısrar eden çok sayıda cemaat ve fırka, zaman içinde kaybolup gitmiştir. Bu yönelimler, Ümmet’e karşı uyguladıkları şiddet ve radikal yaklaşımlarında zirveye ulaştıktan sonra çökmeye başlamıştır. Karmatiler, el-Hattabiye ve el-İlyaviye gibi hareketler çökerken, bu hareketlere benzer gruplar da zaman içinde ve akıl mı nakil mi soruları arasında marjinalleşerek gözden kayboldu. Akli ve Şeri kaideler, mutedil hayata uymayan hiçbir grubun çatışmalar ve şiddetle var olamacağını söyler. “Onlar ki infak ettiklerinde saçıp savurmazlar, cimrilikte etmezler bu ikisi arasında bir yol tutarlar” mealindeki Furkan suresinin 67. ayeti de bizden aşırılığı değil orta yolu istiyor.
Katletmekte Cüretkarlık
İslam alimleri ve fakihleri, ilk Haricilerin “Zu’l Huveysira”da Hz. Peygamber (a.s)’a eleştiriler yönelten kişiler olduğunu söylüyor. İbn’ul Huzi ve İbn-i Hazm, “İlk hariciler Zu’l Huveycira’da ortaya çıkmıştır” demiştir. İbn-i Hazm, “Zu’l Huveysira’da İslam ümmeti içinden çıkan ilk haricidir. Onların felaketi kendi görüşlerine taassupla tutunmalarıydı. Halbuki, keşke “Resulullah’ın görüşü üzerinde görüş yoktur” ilkesini düşünseydiler. İşte Hz.Ali’yi (ra) şehit edenler de bu adamlardır” diyor. Şehristani ise “Haricilerin öncüsü Zu’l Huveysira, sonuncuları ise Zu’l Seddiye ehlidir” demiştir.
İşin özünü, Buhari ve Taberani’de rivayet edilen iki hadisi aktararak belirtmeye çalışalım.
Buhari’de yer alan ve Said el-Hudri’den rivayet edilen hadiste şöyle denir; “Rasulullah a.s savaş ganimetlerini dağıtırken, Abdullah bin Zu’l Huveysira el-Temimi, onun yanına gelerek, ‘Ya Rasulullah adil ol” dedi. Rasulullah, ‘Sana yazıklar olsun ben adil değilsem kim adil olur?’ dedi. Ömer Bin Hattab (ra) ise Rasulullah’a bu adamın kellesini vurmayı teklif etti. Rasulullah ise ona, “Ey Ömer! Onu bırak, onun kavminden öyle insanlar çıkacak ki onların namazları karşısında kendi namazlarınızı az göreceksiniz ama onlar okun yaydan çıktığı gibi dinden çıkacaklardır (..)
“Taberani’nin rivayet ettiği hadiste ise, şöyle deniyor; “Küçüklerimize merhamet etmeyen, büyüklerimize saygı göstermeyen ve hak edene hakkını vermeyen bizden değildir.” Radikaller ise her asırda Alimlere karşı cüretkar davranmışlardır. Alimlerin sözlerini dinlemeyip kendi vehimlerine uymuşlardır. Mısır’dan Hz. Osman’ın huzuruna gelen hariciler, Hz. Osman onlara hitab ederken homurdandılar. Hz. Ali’yi dinlemediler. Radikaller, Alimlerin nasihatlerini dinlemedikleri gibi Alimlere karşı iftiralar ve gıybetlerle o Alimleri itibarsızlaştırmak için her şeyi yaparlar.