Thomas L. Friedman: Veliaht Prens, Arap dünyasında radikalizme karşı harekete geçen tek isim
ABD’li Ortadoğu Uzmanı ve New York Times gazetesi köşe yazarı Thomas L. Friedman, Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ile görüşmeleri hakkında yazdığı çok sayıda makalenin ardından onun gazetecilik geçmişini bilmeyen genç nesil arasında popüler bir hal aldı. Şarku’l Avsat birçok giriş
ABD’li Ortadoğu Uzmanı ve New York Times gazetesi köşe yazarı Thomas L. Friedman, Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ile görüşmeleri hakkında yazdığı çok sayıda makalenin ardından onun gazetecilik geçmişini bilmeyen genç nesil arasında popüler bir hal aldı.
Şarku’l Avsat birçok girişim ve görüşmenin ardından Thomas Friedman’ın ile Washington’da, Beyaz Saray yakınlarında yazarın kendi ofisinde görüştü. Röportaj, Friedman’ın geniş deneyim ve okuma hırsını ortaya koyan 3 bin kitapla dolu ofisinde gerçekleşti. Friedman 1979’dan 1989’a kadar, Beyrut ile Kudüs arasında olmak üzere Ortadoğu’da yaşadı. 1987 yılında yaşanan ilk Filistin intifadası ve Lübnan iç savaşı, bu tarihler arasında yaşandı.
Arap bölgesindeki savaş alanlarından yazdığı yazılar ve haberler, Thomas Friedman’a gazetecilik alanında üç uluslararası ödül kazandırdı. Friedman’ın kaleme aldığı yedi kitabın en ünlüsü, Beyrut’tan Kudüs’e adlı eseri. Öte yandan Friedman, Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman’a hayran olduğunu ve kariyerinde başarılar dilediğini belirterek, gazetecilik kariyeri boyunca, daha önce herhangi bir Arap liderle gece yarısından sonra saat bir buçuğa kadar röportaj yapmak için uyanık kalmadığını söyledi. Ancak Friedman bu kuralı Prens Muhammed için bozduğunu sözlerine ekledi.
İşte ABD’li Ortadoğu Uzmanı ve New York Times gazetesi köşe yazarı Thomas L. Friedman ile yapılan röportaj metni:
-Dünya liderleri ile yaptığınız röportajlar var. Veliaht Prens Muhammed bin Selman ile yaptığınız röportajın farkı neydi?
Veliaht Prens ile ilk kez 3 yıl önce henüz Suudi Arabistan Krallığı’nın birinci varisi olmadan önce bir röportaj yaptım. Ardından Veliaht Prens olduktan sonra geçtiğimiz Kasım ayında kendisiyle bir röportaj gerçekleştirdim. Röportajla ilgili yazımda da dediğim gibi, 64 yaşında bir adamım. Son 40 yılda neredeyse bütün Arap lideriyle röportaj yaptım. Ben daha önce kimseyle gece yarısından sonra saat bir buçuğa kadar 6 saat uyanık kalmadım. Ama Veliaht Prens Muhammed bin Selman ile röportajımda bu gerçekleşti.
-Bununla neyi kast ediyorsunuz?
Makalelerimde de açıklamaya çalıştım. Veliaht Prens Muhammed bin Selman, Suudi Arabistan ve Ortadoğu’da hatta tüm dünyada çok önemli bir kişi haline geldi. O bugün Arap dünyasında harekete geçen tek kişi. Yaptıklarının çok önemli olduğunu düşünüyorum. İslam’ı köklerine ve gerçek özelliklerine dönerek, gerçek çoğulculuğu yeniden kurmaya çalıştığına inanıyorum. Bu çok önemli bir durum. Suudi Arabistan’ın yanı sıra Arap ve İslam dünyası için çok önemli. Veliaht Prens’in yaptığı bir diğer önemli şey, eğitimi geliştirmek. Veliaht Prens, Suudi Arabistan’da eğitimin gelişmesine yardımcı olacak eğitim araçlarını sağlamaya kurallar ve düzenlemeler yapmaya çalışıyor. Böylece Suudi Arabistan’daki her vatandaş, tüm imkanlarını gerçekleştirme potansiyeline kavuşacak.
-Suudi Arabistan Veliaht Prensi’ni nasıl tanımlarsınız?
Ülkesindeki reformların öncülüğünü yapabilecek gençlik gücüne sahip olduğunu düşünüyorum. Öte yandan güçlü bir hafızaya sahip ve bunu sevdim. Büyük kızım California’da bulunan Silikon Vadisi’nde çok modern bir pilot okulun müdürü. Okul, anaokulundan 12. sınıfa kadar eğitim veriyor. Üç yıl önce Prens Muhammed’le yaptığım röportajda, eğitim konusundaki derin konuşmalar yaptık. Kızımın okulundan bahsettim. Son ABD ziyaretinde bir araya geldiğimizde bana yaptığımız konuşmayı hatırlattı ve kızımı ziyaret etmek istediğini söyledi. Ne yazık ki, kızım yurt dışındaydı ve görüşme gerçekleşemedi.
-Veliaht Prens’in yaptıklarının önemli olduğunu söylediniz. Bunu söylemenizin sebeplerini anlatır mısınız?
1970’lerde Minnesota Üniversitesi’nde Arapça dili ve edebiyatı bölümünde okudum. Arapça olarak öğrendiğim ilk cümle, ‘ulusun yarısı kadındır’ ifadesiydi. Suudi Arabistan yıllarca diğer yarısı olmadan yaşadı. Ancak son yıllarda Suudi Arabistan’a her gidişimde coşkulu kadın kalabalıklarına şahit oldum ve bundan etkilendim. Gerçekten Veliaht Prens’in bu girişimleri, Suudi Arabistan’ın petrol ve petrol ürünlerine bağımlı bir ekonomiden kurtularak ekonomik çeşitliliği sağlamanın yanı sıra kadınlar ve gençleri sahip oldukları özellikleri ortaya çıkmaları için güçlendirmek çok önemli.
Veliaht Prens, radikalizm ve radikalizm yanlılarının uygulamalarının İslam’da yerinin olmadığını söyleme ve onlarla mücadele etme cesaretini gösterdi. Hiçbir Arap lider, 11 Eylül olaylarından bu yana, sadece teröre karşı savaşmanın yeterli olmadığını görüp radikal düşüncelere karşı da savaşa girilmesi gerektiğini önemsemedi. Bunu sadece Veliaht Prens Muhammed bin Selman yaptı.
-Time dergisi Veliaht Prens Muhammed bin Selman ile bir röportaj yaptı. Bu röportajda Ortadoğu’yu değiştirmeye çalışıp çalışmadığını soruldu. Siz bu soruyu nasıl yanıtlıyorsunuz?
Ortadoğu’yu değiştirmeye çalışıp çalışmadığından emin değilim ama Suudi Arabistan’ı değiştirmeye çalıştığından şüphem yok. Ama tüm Ortadoğu denildiğinde bu büyük bir soru olur. Tek bildiğim, eğer Veliaht Prens Suudi Arabistan’ı değiştirir ve başarılı olursa, Suudi Arabistan gençlerin hayallerini gerçekleştirmeleri için yeni bir yer haline gelecek. Bu da Suudi Arabistan’ı ekonomik açıdan rahat bir yer haline getirirken, başkaları için de örnek olmasını sağlayacak. Eğer bu değişim sağlanırsa, Ortadoğu’ya katkısı da büyük olacak. Çünkü Suudi Arabistan çok büyük ve çok merkezi. Dini, ekonomik ve politik birçok açıdan çok önemli. Eğer bu değişim başarılırsa bölgede önemli bir etkisi olacak.
-Suudi Arabistan’a kaç kez gittiniz? Bize deneyimlerinizi anlatır mısınız?
Sanırım üç kez. Suudi Arabistan’a her gittiğimde bir takım beklentiler içerisinde olurum. İçlerindeki değişim beklediğimden çok ötesinde oluyor. Her gittiğimde Riyad’da gençler ile bir araya geliyorum ve bunu da çok keyifli buluyorum. Gençler oldukça meraklı oluyorlar ve dünya hakkında bir şeyler öğrenebilmek için oldukça hevesliler. Çok vatansever oldukları için, ülkelerinin başarılı olmasını ve gençlerin hayallerini gerçekleştirebilecekleri bir yer haline gelmesini istiyorlar.
-Suudi Arabistan’a son ziyaretinizde ne hoşunuza gitti?
İnsanlarla tanışmayı seven biriyim. Dürüst olmak gerekirse, benimle konuşmak ve bana hayallerini anlatmak için can atan iddialı Suudiler, beni hep şaşırtmıştır. Bu yüzden oraya gitmekten ve her seferinde yeni şeyler öğrenmekten zevk alıyorum.
Eğer, ilki Veliaht Prens’e, ikincisi Suudi Arabistan ve Arap gençlerine, üçüncüsü ise Amerikan halkına olmak üzere üç mesaj göndermenize izin verilse, hangi mesajları gönderirdiniz?
Veliaht Prens için mesajım; “Gerçek İslam’ı yeniden uygulama konusunda, Suudi ekonomisini düzeltme ve Suudi gençlerine yeteneklerini gerçekleştirmeleri için imkan verme konularında doğru yoldasınız. Bu görevler çok önemli. Bunları başarma konusunda kendinize güvenin. Düşmanlarınızın bunu engellemesinin kolay olmadığından emin olun. Projeniz, Suudi Arabistan için çok uygun. Eğer başarılı olursa, bu sizi Suudi Arabistan ve Orta Doğu tarihinin en önemli liderlerinden biri yapacak.”
Gençlere mesajım şu; “Hızla yaşanan değişimin peşinden gidin. Hem erkek hem de kadınlar olarak mevcut reformların arkasında durun.”
Amerikan halkına mesajım ise oldukça basit bir tavsiye; “Sakın Donald Trump’ı ikinci kez seçmeyin!”
-ABD’nin Tel Aviv Büyükelçiliğini Kudüs’e taşıma kararı hakkında ne düşünüyorsunuz?
Çok basit bir sebepten dolayı alınmış inanılmaz derecede aptalca bir karardı. Beyaz Saray’dan arandığımda ve bu kararı aldıklarını söylediklerinde onlara, “Ne kararı aldınız? Büyükelçiliğimiz Kudüs’e gerçek bir anlaşmayla mı taşınıyor yoksa Netanyahu’ya bedava mı verdiniz?
Trump’ın Netanyahu’ya şunu söylediğini hayal et; “ABD Büyükelçiliği’ni Kudüs’e taşıyacağım ve sen de karşılığında bütün İsrail yerleşim çalışmalarını durduracaksın!” Sonra gelip Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas’a şöyle deseydi; “Bunu kabul etmeyeceğinizi biliyorum ama Barack Obama’nın sizin için yapamadığını yapıp tüm İsrail yerleşim projelerini sürekli olarak donduracağım.”
Söylemesi gereken sadece buydu. Böylece bir şeyler yaptığını görecek ve bu uzun engeli aşarak barış sürecini ilerletecekti. Bununla birlikte, her İsrail başbakanının otoriter bir güç olarak hizmet etmesi için bir ABD başkanına ihtiyacı vardır. Her İsrail başbakanı, hükümetine gidip şöyle der; “Bunu asla yapamam. ABD başkanı kollarımı kırar.” Fakat Trump’ın yaptığı müzakere sanatı değil, verme sanatı olarak adlandırıldı.
Bakan Trump, basını, ‘yalan haberler’ yayınlamakla suçladı. Suriye rejiminin Duma’ya yönelik kimyasal saldırısı hakkında Russia Today (RT) kanalı bu ifadeyi kullandı. Türkiye de kendi iç meselelerinde bu ifadeyi kullanıyor. Dürüst basın mensupları bu saldırılara nasıl karşı çıkıyor?
Bu gerçek bir mücadele. Trump, hoşuna gitmeyen her şeyi ‘yalan haber’ olarak görüyor. Bununla birlikte Trump’ın göreve başlamasından bu yana New York Times’a abonelikler hızla arttı. Çalışıyoruz ve her şey yolunda. Hata yapabiliriz. Ancak bunu düzeltebiliriz. Aksi takdirde biz sorumlu oluruz. İnsanlar gerçek haberler okumak istiyor. New York Times ve Washington Post her zamankinden daha güçlü. Bugün gazete tarihinde hiç olmadığı kadar çok editör, muhabir, fotoğrafçı ve kameraman var.
-Geleneksel ve modern medya veya sosyal medya arasındaki çatışmayı nasıl görüyorsunuz?
Açıkçası, ikisi de büyük mücadele içinde. Tam olarak ne olduğunu bilmiyorum. Gazetenin internet sitesinde bir yazı yazıyorsunuz, hemen tüm dünyaya yayılıyor. Riyad’dan Tokyo’ya, Hong Kong’a kadar 20 milyon insana ulaşıyor.
Etki gücü ile ne demek istediniz? İnsanların sosyal medyada kültürsüzleştiği ve kamuoyunun yönlendirildiğini mi kast ediyorsunuz?
Evet. Bu yüzden yeni nesil medyayı takip etme konusunda iyi değilim. Twitter kullanmıyorum.
-Hiçbir sosyal medya hesabınız yok mu?
Hiç. Facebook’ta da sayfam yok.
-Fakat bir Twitter hesabınız var…
Evet. Twitter hesabım var. Twitter’da herhangi bir şey yazmak istediğimde bunu sekretere söylüyorum. Çünkü Twitter’ı nasıl kullanacağımı bilmiyorum. Twitter’ı hiç takip etmiyorum. Her ayın başında New York Times’ta yayınlanması için hazırladığım makalelerim hakkında twit attırıyorum. Ancak Twitter’a gitmiyorum. Çünkü anonim insanların benim hakkımda yazdığı şeyleri umursamıyorum. Facebook’ta hiç sayfam yok. Eski yöntemlerle öğrenmeyi çok seviyorum. Bu benim felsefem.