Trump ve İran’ın darbesine karşı darbe

İran ve Batı ülkeleri arasındaki imzalanan nükleer anlaşmayla ilgili son konuşmasında, Donald Trump, bu “çok kötü” olarak nitelendirilen anlaşmayı yırtmadı, sallamakla yetindi, bununla beraber, anlaşmanın imzalanmasından sonra İran’ın uluslararası düzeyde pazarlamaya çalıştığı imge

İran ve Batı ülkeleri arasındaki imzalanan nükleer anlaşmayla ilgili son konuşmasında, Donald Trump, bu “çok kötü” olarak nitelendirilen anlaşmayı yırtmadı, sallamakla yetindi, bununla beraber, anlaşmanın imzalanmasından sonra İran’ın uluslararası düzeyde pazarlamaya çalıştığı imgeyi de salladı. Trump konuşmasında, kendisinden önce gelen Barack Obama’nın en önemli başarısı saydığı, anlaşma hakkında şüpheler ortaya koydu ve etrafında soru işaretleri yerleştirdi.

Anlaşma, Devlet başkanı Trump’ın konuşmasının en önemli yönü değildi, konuşmanın en önemli yüzü, İran’a vermek istediği mesajdı. O da şuydu; Dünya’nın ve Ortadoğu’unun İran’la olan sorunu nükleer rüyalarıyla ilişkili olmasından daha çok bu Ortadoğu ülkesinin kendi sınırları dışındaki rolü ile ilgilidir. Trump, konuşmasında açıkça belirtmese de, İran’ın oynamaya soyunduğu rolün nükleer bombadan daha tehlikeli olduğunu ve Tahran’ın bomba elde etme isteği de bu rolde devam etme kabiliyetini korumayı amaçladığını söylüyor.

ABD Başkanı, Obama’nın unutmak istediği anıları ve gerçekleri uyandırdı. Humeyni devriminin zaferi sonrasında İran-Amerika ilişkisinin kanlı dönemlerini hatırlattı. Amerikalılara, “Amerika’ya ölüm” sloganlarının nakarat halinde tekrarlandığı protestolarda diplomatlarının Tahran’daki ABD elçiliğinde rehin tutulduğunu hatırlattı. Ayrıca İran’a bağlı örgütlerin parmak izlerini taşıyan bir bombalı eylem nedeniyle Beyrut’tan dönen ABD askerlerinin tabutlarını da hatırlattı.

Trump, konuşmasını ikili ilişkilerle sınırlandırmadı ve İran’I, “Dünyada terörün en büyük destekçisi” olmakla ve ‘El Kaide Örgütünün’ sorumlularına yataklık etmekle, bölgede istikrarsızlığı kalıcı hale getirmeyi amaçlayan politikaları uygulamakla suçladı. Devrim Muhafızları’nın Irak, Suriye, Lübnan ve Yemen’de ki rolüne ve silahına da dikkati çekti. ABD başkanı, konuşmasında İran’ın mahkeme etmeye hazırlanan ve hakkında suç dosyası hazırlayan bir savcıymış gibi göründü, ya da İran’a yönelik “yeni strateji” yi haklı çıkarmak için adli suç dosyası hazırlayan biri gibiydi. Konuşmanın bu yeni stratejiyle ilgili bölümünde bizi, Ortadoğu halkını, ilgilendiren açık sözler vardı; “Geleneksel ittifakları ve bölgesel ortaklıklarımızı İran’ın bozgunculuğuna karşı canlandıracağız ve bölgedeki güç dengesine daha fazla istikrar sağlayacağız. İran rejiminin kötü niyetli faaliyetlerini finanse etmesini önlemek için çalışacağız.” ABD Hazinesi’nin Devrim Muhafızları’na karşı yaptırımları Trump’in sözlerinin ilk meyveleri gibi gözüküyor.
Trump’un pozisyonunda gözlemlenmesi gereken birkaç husus veya mesaj var. Kuzey Kore’nin bir numaralı tehlike pozisyonunu geçen haftalarda ele geçirdikten sonra, İran’ı bu pozisyona bir kere daha yerleştirdi.  Konuşmadan anlaşılan şu ki, Trump, Çin veya Kore’yi değil de, Ortadoğu bölgesini yönetiminin ilk sınavı olarak görüyor. Trump, konuşmasında, Ortadoğu bölgesine büyük çaplı bir saldırı planlarını içeren İran’ın rolünden kaynaklanan tehlikeyi tekrar vurguladı. Bu Ortadoğu ki, servet, istikrar ve güç dengeleri açısından dünyanın ilgili olduğu bölgelerin başındadır. Üçüncü mesaj, İran’la nükleer anlaşma imzalamış olan ABD’nin, özellikle mevcut yönetimi kapsamında, İran’ın bir takım Arap ülkelerinde elde ettiği nüfuz atılımlarını kadermiş veya kazanılmış haklarmış gibi tanımayacağıdır. Pratikteki anlamına gelirsek; Washington İran’ın dört Arap başkentinde, Bağdat, Şam, Beyrut ve Sana’da, son sözü söyleme hakkına sahip olmayacağı, General Kasım Süleymani de bu dört şehirde Generaller Generali olmayacağıdır.

Trump, Beyaz Saray’dan kamuoyuna açıkça söylediği şey, ABD’li diplomatların kapalı odalar ve özel toplantılarda söyledikleriyle örtüşüyor. Trump yönetiminin bu duruşu, özellikle Saddam Hüseyin rejiminin devrilmesinden sonra Irak’ta çalışmış ve bölgedeki İran tarafından yönetilen darbenin büyüklüğünü yakından tanımış ABD’li generallerin duruşuyla da uyumludur. Bir Arap yetkilinin belirttiği gibi, Tahran yönetimi bu darbesini milisler, roketler ve küçük hareketli ordularla yönetiyor ve uluslararası sınırların dokunulmazlığının kaldırılmasıyla gerçekleştiriyor.

Gerçekte uygulanan politikalara dönüşmesi halinde, Trump’in konuşması, Obama’nın Ortadoğu ile ilgili son yıllarında uyguladığı yaklaşımın tersine çevrilmesi anlamına gelecektir. Amerikalı bir diplomatın aktardığına göre, Obama’dan, Şam rejimini ciddi müzakerelerde bulunmaya zorlayan dengenin yeniden sağlanması için Suriye’ye silah bırakılmasına izin vermesini birkaç defa istemiş. Ve aynı diplomatın analizine göre, Obama’nın sabit tutumu üç Hayır’dan veya negatif yaklaşımdan oluşan politik sistem üzerine kuruluydu; Suriye içinde İran’a karşı vekalet savaşı yapılmaması, Irak’ta ABD özel kuvvetlerini tehdit oluşturacak bir tutumdan sakınmak ve İran’la nükleer müzakereleri tehdit eden bir tutumdan uzak kalmak. Ve yine aynı diplomata göre, İran’ın nükleer programından ziyade Arap Devletleri ve etrafında nüfuzunu gerçekleştirmek ve pekiştirmekle daha fazla ilgiliydi. Bu politika sayesinde Tahran, ülkelerin pozisyonlarını, siyasi ve mezhepsel dengeleri değiştirebildiği gibi tarihi Arap başkentlerinin doğasını da değiştirdi.

Obama, tüm Ortadoğu bölgesinin dosyasını İran’la nükleer anlaşmanın başarılmasına endeksli olarak okumakta ısrar edince, ABD’nin müttefikleri ve dostları acı hissetti. Yine bu müttefikler Obama’nın duruşunu, ABD müttefiklerinin güvenliği ve istikrarına yönelik herhangi bir tehdide karşı olma taahhüdüne odaklanan, Birleşik Devletler geleneksel politikasının temel direğine bir darbe olarak yorumladı.

Trump’In konuşması, Washington’un tarihi dostları ile koordineli yürütülen spesifik politikalara dönüşürse, Tahran’ın, bölge ülkelerini kuşatmayı amaçlayan, istikrasızlığı körükleyen ve bölge ülkelerinin stratejik önemini sarsan, büyük darbe girişimine en geniş tepki olabilir.

Orduların ülke sınırları içinde kalmasını ve milislerin diğer ülke topraklarının dışına çıkmasını gerektiren, yeni düzenlemeler yürürlüğe girip uygulanmadıkça bölge eski istikrarına kavuşamaz. Ilımlı Arap ülkelerine göre, bu tür bir olayın gerçekleşmesi için, darbeler ve milislerin cevvalliği karşısında kırmızı çizgilerin hatırlatılması gerekmektedir. Bu da ancak ABD’nin bölgedeki rolünü üstlenmesiyle mümkündür. Suudi Arabistan’ın Trump’ın ilan ettiği “kesin stratejisi”’ne olan desteğini ve Kral Selman bin Abdul Aziz’in konuşma sonrası Trump ile yaptığı telefon görüşmesini bu bağlamda anlamak mümkündür.

Bu konuşma sayesinde, Trump, İran’I uluslararası gündeme yeniden getirdiği görülüyor. Angela Merkel ve Theresa May arasındaki telefon trafiği de bunun belirtisi sayılabilir. İki Avrupalı başbakan konuşmalarında İran’la yapılan nükleer sözleşmeye bağlılıklarına atıfta bulunurken, Avrupa masasında birkaç gün sonra yatırılacak ve tartışılacak olan İran’ın istikrarı bozma politikasına karşı uluslararası topluluğun bu politikaya karşı bir duruş sergilemesi gerekliliğini de vurguladılar.

İran’ı istikrarı bozma konusundaki rolünü yeniden ışıklar altına alınarak tekrar gündeme getirilmesi Tahran yönetimini  öfkelendireceği açıktır. Eski yöntemlerle ve nerede cevap vereceğini görmek için beklemek zorundayız. İran’ın, Irak işgali, Başkan Obama’nın ikircikli ve çekimser politikaları yanısıra DEAŞ’ın dehşet verici uygulamalarının ortaya çıkmasından faydalandığı ve bu etkenleri bölgede darbe gerçekleştirmek için azami surette kullandığı su götürmez bir gerçektir. Kuşkusuz, Trump’ın konuşmasının pratik politikaya dönüşmesi İran darbesine karşı büyük bir darbe olacaktır.