Trump travmasından sonraki bir yıl

9 Kasım 2016 sabahının erken saatlerinde meydana gelen travmanın etkileri, ABD çevrelerinde hala devam ediyor. ABD başkanlık seçimlerinde son ana kadar kazanma şansı en yüksek görülen Hillary Clinton’ın destekçileri üzerindeki travma da hala sürüyor. Ancak şans, seçimlerde Cumhuriyetçi Parti’den ada

9 Kasım 2016 sabahının erken saatlerinde meydana gelen travmanın etkileri, ABD çevrelerinde hala devam ediyor. ABD başkanlık seçimlerinde son ana kadar kazanma şansı en yüksek görülen Hillary Clinton’ın destekçileri üzerindeki travma da hala sürüyor. Ancak şans, seçimlerde Cumhuriyetçi Parti’den aday bile gösterilmesi tahmin edilmeyen Donald Trump’tan yana oldu. Trump, ABD Başkanlık seçimlerini kazanarak herkesi şaşırttı.

Trump’ın ABD Başkanı seçilmesinden 1 yıl sonra ülke içinde huzursuzluklar arttı. ABD halkının yaptığı seçim hakkında kafalarda soru işaretleri oluştu. Ancak dış politika, selefi Barack Obama döneminden daha net. Trump’ın seçilmesinden bu yana genel bir değerlendirme yapıldığında tek bir nihai sonuç değil de farklı çıkarımlarda bulunmak mümkündür.

Birinci çıkarım; ABD, kendisinin gelecekte büyük bir ekonomik güç olmayacağı kaygısına dayalı olarak önemli bir geçiş sürecine tanıklık ediyor. Bu nedenle, Trump’ın seçilmesinden sonra ABD’de karışıklıklarla dolu bir yıl geçti. Bu karışıklıkların bazıları, herhangi bir başkanlık seçiminden sonra istikrarı yakalaması için birkaç aya ihtiyaç duyan ABD’nin siyasi rejiminin doğasından kaynaklanıyor. Ülkede geleneksel siyasi çevrenin dışından birisinin seçilmesi sindirilemedi.

Washington, Trump’ın yönetim şeklini ve yeni bir siyasi sınıfı karşılamaya hazır değil. Çünkü bu siyasi tabaka, iş adamları, eski askerler ve aşırı sağcıların karışımından müteşekkildir. ABD’de hayatın farklı kesimlerinde etkili olan bir grup arasındaki bu garip birleşim, geleneksel dengeleri alt üst etmeye başladı. Fakat bu bileşen, hala büyük şirketlerin nüfuzuna dayanıyor.

İkinci çıkarım ise; ABD’deki iki siyasi partinin (Cumhuriyetçi ve Demokrat Parti) 9 Kasım’ın şokunu henüz atlatamadığına işaret ediyor. Hatta iki parti, gelecek dönem için yeni bir yönetim arayışı içerisindeler. Bu yönetim, 2018 güzünde yapılacak olan ABD kongresinin ara dönem yasama seçimlerinin yaklaşmasıyla birlikte araştırılmaya başlandı. ABD siyasetini etkilemek isteyen birisinin, gelecek tur için planlama yapması ve kongre çevrelerinde yenilenebilir şahsiyetlerle köprüler kurması gerekiyor.

Üçüncü çıkarım; Rex Tillerson liderliğindeki ABD Dışişleri Bakanlığı’nın zayıflamasına rağmen Beyaz Saray’daki ABD Ulusal Güvenlik Konseyi, ABD’nin dış politikasını belirlemede önemli bir faktör haline geldi. Trump’ın resmi olarak görevine başlamasından 10 ay sonra, Dışişleri Bakanlığı’nda 40’tan fazla kadro hala boş bulunuyor. Hiç şüphesiz Trump yönetimindeki Ulusal Güvenlik Konseyi’nde Arap dünyasını Obama yönetiminden daha iyi anlayan üyeler var. Özellikle ilk dönemde Obama yönetimi, herhangi bir dış ilişkilerde bulunmaksızın Chicago vilayetindeki çalışma günlerinde Obama üzerinde etkili olan şahıslara dayanıyordu.

Obama’nın Dışişleri bakanlarından Hillary Clinton, baştan beri Dışişleri Bakanlığını seçim kampanyasını başlatmak için bir platforma dönüştürmeyi planladı. John Kerry ise, Obama’ya yakın kimselerden değildi. Bütün ilgisini, ABD Dışişleri Bakanı olarak ismini ölümsüzleştirmek için İran’la tarihi anlaşmayı yapmaya yoğunlaştırdı. Obama’nın seçim kampanyasında verdiği ‘Irak savaşını bitirme’ vaadi, Obama döneminde Beyaz Saray’daki başdanışmanların öncelikleri arasında yer aldı. Obama, savaşın devam etmesine rağmen ABD birliklerini çekmeye çalıştı.

Trump, görevini devraldıktan sonra ilk yurtdışı ziyaretini Suudi Arabistan Krallığı’na gerçekleştirdi. Bu ziyaret, önemsiz bir olay değildir. Çünkü bu ziyaret, ABD yönetiminin Suudi Arabistan’a verdiği önemin ve bölgenin istikrarı için Riyad’ın önemli bir oyuncu olduğunu bildiğinin göstergesidir. Trump yönetiminin İran’a karşı ABD politikalarını gözden geçirmesi ve bu politikanın sadece nükleer programla sınırlı kalmasının mümkün olmadığına karar vermesi, ABD’nin bölgeye yönelik politikasının temel dayanağını oluşturuyor.

Trump’ın seçilmesinden sonraki süreçle ilgili çıkarımlara dönecek olursak, ABD’nin siyasi sisteminin ve kurumlarının hala güçlü olduğunu ve ülkede siyasi rotaya yön verdiğini görüyoruz.

Dördüncü çıkarım ise; Trump yönetimi dokunulmaz değildir. Aksine Trump yönetimi, gerçek zorluklarla yüzleşiyor. Son haftalarda meydana gelen gelişmeler, Trump’ın başkanlığı hakkında ve 2020 seçimlerine kadar başkanlık süresini tamamlayıp tamamlayamayacağı konusunda sorular sormaya sevk ediyor.

Rusya’nın ABD seçimlerine müdahale ettiği iddiaları hakkındaki soruşturmayı yürütmek için ABD Adalet Bakanlığı tarafından Özel Savcı Robert Mueller görevlendirildi. Robert Mueller’in soruşturmaya başlaması ve bu konuda soruşturmaya sevk edilenler hakkında ilk suçlamaların yayınlanmasıyla birlikte soruşturma kapsamının genişleyebileceği ve suçlama dairesinin büyüyebileceği tahmin ediliyor.

Seçim sonuçlarıyla ilgili travma, hala devam ediyor. Hatta Hillary Clinton, geçen yılki seçim kaybına ilişkin yazdığı kitaba ‘Ne Oldu?’ şeklinde dikkat çekici bir başlık verdi. ABD’deki siyasi ve sosyal incelemeler sürüyor. Yeni uzlaşı noktaları arayan ve görüş farklılıkları olan ülke içerisinde tartışmalar devam ediyor. ABD Başkanı olarak Trump’a alışmak, bir yönden gerçeği kabullenmeye daha yakın hale geldi. Diğer taraftan ise, Mueller’in soruşturmasından kaynaklanabilecek yeni bir travma bekleniyor. Her iki durumda da Trump’ın tartışmalara neden olan açıklamaları ve Twitter üzerinden yaptığı sürpriz paylaşımlar, seçimlerden sonra Trump’ın yönteminin değişmediğini, bilakis sağlamlaştığını gösteriyor. Öyle görünüyor ki Başkan Trump, adaylık sürecindeki Trump’tan farklı olmadı ve olmayacak.