Trump’ın anlaşmadan çekilmesi durumunda İran’ın tercih edeceği senaryo
Washington’ın nükleer anlaşmadan çekilmesi durumunda Tahran’ın buna vereceği tepkiye dair İranlı siyasilerin söyledikleri, zihinlerimizde kapkaranlık bir tablo oluşturuyor. İran daha önce yaptığı açıklamalarda ABD’yi nükleer anlaşmadan çekilmesi durumunda ağır bedeller ödeyeceği konusunda sürekli uy
Washington’ın nükleer anlaşmadan çekilmesi durumunda Tahran’ın buna vereceği tepkiye dair İranlı siyasilerin söyledikleri, zihinlerimizde kapkaranlık bir tablo oluşturuyor.
İran daha önce yaptığı açıklamalarda ABD’yi nükleer anlaşmadan çekilmesi durumunda ağır bedeller ödeyeceği konusunda sürekli uyarmıştı. Bu tehditler, İran Dışişleri Bakanı Cevad Zarif’in son günlerde yaptığı açıklamalarda da dile getirilmişti. Zarif’in ardından bu konuda rest çeken bir diğer isim de İran Atom Enerjisi Kurumu Başkanı Ali Ekber Salihi olmuştu. Salihi, Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu (UAEK) Başkanı’na ittifakın bozulması durumunda İran’ın uranyumu yeniden yüzde 20 oranında zenginleştireceği sinyalini vermişti. Tehdit yarışına katılan diğer bir isim Devrim Muhafızları Komutanı Yardımcısı Hüseyin Selami de böyle bir senaryo söz konusu olursa NBT’yi yaygınlaştıracaklarını ifade etmişti. Bu tablo birçok Batılı diplomatta korkuya yol açtı.
Restleşme yarışında tüm bu ifadeler kullanıldı. Aslında bu gürültü patırtının arka planında rekabeti kızıştırarak daha fazla ayrıcalık elde etme fikri yatıyor. Zira İranlılar başka bir senaryodansa kendi tercih ettikleri bir senaryoyu devreye sokmaya hazırlanıyorlar. Bu iddia son dönemde İran’daki araştırma merkezleri tarafından da görüşülüyor ve tartışılıyor. Mevcut şartlarda İranlı siyasetçilerin kopardığı bu yaygaraya yakından bakan biri bir geri çekilmenin söz konusu olduğunu çok rahatça fark edebilir. Bu durumu daha çok Zarif’in açıklamalarında görebiliriz. Zarif, Ruhani hükümetinin simge isimlerinden ve nükleer anlaşmanın altında imzası bulunuyor. Bundan yaklaşık 10 gün önce Brüksel’de Japon mevkidaşı ile bir araya gelen Zarif, “ABD çekilse dahi nükleer anlaşma uygulanmaya devam edecek ve İran asla anlaşmadan çıkmayacak” diye konuşmuştu. Aynı şekilde Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Yves Le Drian mart ayının başlarında Tahran’a yaptığı ziyarette tam da buna işaret etmişti. Bu, nükleer anlaşmaya yönelik Ruhani hükümeti tarafından uygulanabilecek en muhtemel senaryo olarak önümüzde duruyor.
Bu senaryoya İran tarafı 5+1 yerine 4+1 ismini veriyor. Buna göre ABD anlaşmadan çekilse dahi bu, anlaşmanın son bulacağı anlamına gelmeyecek, Washington olmaksızın diğer taraflarla uygulanmaya devam edilecek. Gelen haberlerde de İran’la ticari ilişkiler kurmak isteyen Avrupa ülkelerinin olası bir ABD yaptırımına karşı Avrupalı şirketlerin konumunu güçlendirmek için Amerikan tarafıyla müzakereler yaptığına işaret ediliyor. Ya da bir B planı olarak Avrupa Birliği’nin önemli ilkelerinden biri olan karşılıklı tanıma ilkesinin uygulamaya konulması söz konusu olacak. Bu ilkeye göre, AB üyesi ülkelerden herhangi birinde satışa sunulan bir mal, diğer ülkelerde de satılabilir. Bu madde, bir anlamda malların serbest dolaşımını garanti altına almaktadır. 1996’da kabul edilen söz konusu ilke, Avrupalı şirketleri ABD’nin İran ve Küba’ya uyguladığı yaptırımlara karşı koruyor. Bu durumda Avrupalılar, ABD pazarında zarar etmeden İran’la ticari ilişkilerini geliştirebilme imkânına sahipler. Bunun karşılığında ise İran nükleer anlaşma noktasında yükümlülüklerini yerine getirecek ve nükleer faaliyetlerini durduracak. Bunun gerçekleşmesi halinde Avrupa, başta İran’ın bölgedeki rolü olmak üzere füze programı gibi üst düzey konularda Tahran’la birlikte en geniş kapsamlı müzakere kapısını aralamış olacak.
Böyle bir senaryo, farklı tarafların baskılarına ne ölçüde dayanabilir? Avrupalı şirketlerin bunun dışında tutulması mümkün olacak mı? Devrim Muhafızları nükleer anlaşma bağlamında bu senaryonun neresinde yer alacak? Tüm bu sorular elbette çok önemli. Ancak görünen o ki İran ve Avrupa troykası (Almanya, Fransa, İngiltere) bu soruları cevaplamayı başka bir zamana ertelemeyi tercih ediyorlar. Şu an iki taraf için de önemli olan anlaşmanın sürdürülmesi.
Elbette Avrupalıların bu anlaşmayı korumadaki ısrarları İran pazarına ulaşmak değil. Hatta bu en düşük ihtimal. Zira AB’nin İran’la ticaret hacmi sadece yüzde 2. Bu oran Avrupa pazarı için o kadar da kıymetli bir rakam değil. Avrupalıları buna iten korkunun nedeni İran’ın yeniden nükleer programını aktif hale getirme ihtimali ve ABD’nin İsrail ile ittifak kurarak İran’a askeri müdahalede bulunmasıdır.
Ruhani hükümetinin anlaşmayı sürdürmeye çalışmasının nedeni de benzer şekilde ekonomik çekinceler kaynaklı değil. İranlılar da çok iyi biliyor ki ABD olmadan bu anlaşmanın ekonomi noktasında pek bir kıymeti yok. Hatta İran pazarı ABD’nin çekileceğini ifade etmesiyle şu an tam bir çöküş durumunda. Hükümetin bu senaryoya sahip çıkması anlaşmadan aslan payı alan tarafın yine kendisi olması ve elbette sonuncusu olduğunun farkında olmasından kaynaklanıyor. Hükümet bu yapının çökmesini istemiyor. Çünkü bundan sonra yapacağı bir şey kalmıyor. Bu iddianın Le Drian’ın Ruhani’yle görüşmesi sonrası yaptığı açıklamayla çok net bir şekilde desteklendiğini görmek mümkün. Zira Le Drian, Tahran dönüşü yaptığı açıklamada Ruhani’nin anlaşmayı korumak için her şeyi yapmaya hazır olduğunu söylemişti. Her ne olursa olsun bu anlaşma, hükümet için en büyük kazanım konumunda.