Ulusal Konsey’in Ramallah’ta toplanmasına karşı çıkmak, Filistin devletine karşı çıkmaktır!
Filistin Ulusal Konseyi’nin 23. dönem toplantısının yapılması bekleniyor. Konsey, objektif gelişmeler meydana geldiği zaman bir araya gelir. Belki de başta şunu söylememiz gerekiyor. Bu toplantı, 1988 yılında yapılan toplantıdan daha önemli ve daha gereklidir. Zira o dönemde barış süreciyle ilgili g
Filistin Ulusal Konseyi’nin 23. dönem toplantısının yapılması bekleniyor. Konsey, objektif gelişmeler meydana geldiği zaman bir araya gelir. Belki de başta şunu söylememiz gerekiyor. Bu toplantı, 1988 yılında yapılan toplantıdan daha önemli ve daha gereklidir. Zira o dönemde barış süreciyle ilgili gelişmelere karşılık vermek için Filistin’de üst düzey karar alınması gerekiyordu. Barış süreci, Oslo Anlaşmaları’na göre bir gelişme kaydetmişti. Oslo Anlaşmaları, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin (BMGK) uluslararası 242 nolu kararını ve 1948 yılındaki sınırlara göre İsrail devletinin varlığının Filistin tarafından tanınmasını gerektiriyordu. Bunun karşılığında ise 1967 yılındaki sınırlara göre başkenti Doğu Kudüs olan bir Filistin devleti kurulacaktı.
Şimdi Filistin’in bu yasama organını geri getirecek gerekçeler ve zorunluluklar bulunuyor. Bu yasama organı ya da Filistin Ulusal Konseyi, herhangi bir Filistin kararının alınmasında yüksek bir otorite addedilmektedir. Bunun yanı sıra sahadaki gelişmeler, Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) ve ulusal yönetimin kendi durumlarını gözden geçirmesini gerekli kılıyor. Çünkü ister ABD Başkanı Donald Trump’ın ilan ettiği ‘Asrın Anlaşması’na göre olsun isterse uzun yıllar boyunca bu alanda ortaya atılan tezlere göre olsun, barış sürecinde ilerleme kaydetmek için ciddi beklentiler var.
Filistin Ulusal Konseyi, eski ABD Başkanı Bill Clinton’ın gözetiminde değil de onun katılımıyla en son 1996 yılında Gazze’de toplanmıştı. Bu toplantı, o dönem Bill Clinton tarafından makul bir barışçıl çözüme doğru atılmış önemli bir adım olarak görüldü. ABD’nin ilgisi ve Filistin Ulusal Konseyi’nin 22. dönem toplantısı, bu kez Amerikalıların ciddi oldukları ve onların İsraillileri dünyada türünün son çatışması olan bu uzun çekişmeyi sonlandırmaya mecbur bırakacakları şeklinde bir izlenimi ortaya çıkarttı.
Filistin Devlet Başkanı Mahmut Abbas (Ebu Mazen) bile, Filistin mücadelesinin tarihi lideri Yaser Arafat’ın (Ebu Ammar) 2004 yılında vefatından sonra ulusal konseyin bu toplantısının yapılmasının gerekli olduğunu düşünüyordu. Fakat o zamandan bu yana bu toplantının yapılmasını engelleyen birtakım nedenler vardı. Çünkü tüm bölge, pek çok gelişmelerle yüzleşmeye başlamıştı. Filistinlilerin durumları, daha karmaşık hale gelmişti. İsrail sağı, Arap bölgesindeki uygulamalarının şiddetini artırmıştı.
Her halükarda Filistin Ulusal Konseyi’nin yeni dönem toplantısının yapılması; FKÖ, ulusal yönetim, Fetih Hareketi, Filistin halkı, Batı Şeria, Gazze Şeridi ve yurtdışında sürgünde bulunan herkes için son derece önemli ve zorunludur. Filistin’deki yasal kuruluşların kenara itilip yok sayılması, burada meydana gelecek en kötü gelişmedir. Tutumlarında Müslüman Kardeşler’in kriterlerini ve bazı Arap ve İslami rejimlerin beklentilerini dayanak alan Hamas Hareketi’nin istediği şey de budur. Söz konusu rejimler, son yıllarda köklü ve temel dönüşümlere şahit oldu. Burada bu rejimlerin isimlerini zikretmek uygun değildir.
Garip ve tuhaf olan şey ise Hamas Hareketi, İslami Cihat Hareketi ve başta Ahmet Cibril Örgütü yani Kurtuluş Cephesi-Genel Komutanlık olmak üzere Şam’da ‘ikamet eden’ bazı marjinal Filistin örgütlerinin yanı sıra Filistin Halk Kurtuluş Cephesi, Filistin Ulusal Konseyi’nin toplanmasına karşı çıkıyor. Bu cephenin halk kurtuluş cephesi olduğu net değildir. Bu cephenin şu an İranlı milislerin, Hizbullah’ın, Haşdi Şabi’nin ve tabi Rus paralı birliklerinin yanı sıra Suriye halkını katletmeye iştirak ettiği söyleniyor.
Bu ayın (Nisan) sonunda Filistin Ulusal Konseyi’nin Ramallah’taki yeni dönem toplantısını reddedenlerin gerekçesi ise şudur: Ulusal Konseyin bu toplantısını işgal altında yapmak doğru değildir. Bu toplantıda söylenecekler geçersizdir. Filistin yönetimi ve bu yönetimin içerisinde yer alan halk cephesi liderleri, İsrail işgali altındaki Ramallah’ta bulunuyor. Bundan dolayı Birleşmiş Milletler’in (BM) işgal altındaki devlet olarak tanıdığı ulusal yönetim, ulusal konsey ve merkezi konsey dâhil tüm Filistin yönetim organlarının bu toplantıyı yapmaması gerekiyor.
Haziran 1967’de işgal edilen bütün topraklar, Filistin toprağı olup BM’nin tanıdığı işgal altındaki Filistin devletidir. Bu da demek oluyor ki Filistin Ulusal Konseyi’nin toplantısının sadece Filistin, Ramallah, Nablus, El-Halil, Beytüllahim, Cenin, Kalkilya, Tulkarim ya da Eriha’da yapılması milli ve ulusal bir ödevdir. Filistinlilerin, Arapların ve dünyadaki vicdan sahibi kimselerin işgalci İsrail’in varlığını tanımaması gerekiyor. 30 Nisan’da Ramallah’ta yapılacak Ulusal Konsey’in toplantısını boykot eden her Filistinli örgüt, bu tutumlarıyla Batı Şeria’nın tamamını İsrail toprağı sayan İsrail’in yanında yer alıyor demektir.
Bunun için Siyonizm’in işgali altında yapılacağı gerekçesiyle Ulusal Konsey’in toplantısını boykot edenler, İsrail meclisi Knesset’te gerçekten mücadele eden Filistinlilerin mevcut olduğunu ve Knesset’te bulunmalarından dolayı vatanseverliklerini kaybetmediklerini göz önünde bulundurmaları gerekiyor. Knesset içerisindeki Filistinliler, İsrail’in iğrenç hedeflerine maruz kalan kendi halkları için günlük olarak kahramanlık mücadelelerine katılıyorlar. İşte gerçek direnişçiler, Arap ve Arap olmayan başkentlerde müreffeh bir şekilde yaşayanlar değil de halkı için günlük mücadelelere katılan kimselerdir.
Ebu Ammar, el-Mukataa binasında bazı arkadaşlarıyla birlikte uzun bir süre kuşatma altında kaldı. Ebu Ammar, İsraillilerin tank ve topları karşısında hiçbir taviz vermedi. Ulusal Konsey’in toplantısı, Filistin’in geçici başkenti Ramallah şehrinde düzenlenmeyip, bu toplantı için başka bir Arap şehri tercih edilirse işte o zaman bu konseyin vatanseverliği eksik ve noksan demektir.
Bu hassas ortamda bu temel mesele karşısında kurtuluş cephesinin tutumunun şu ana kadar kesinleşmediği söyleniyor. Uluslararası Müslüman Kardeşler Örgütü’nün temsilcisi olarak Filistin mücadelesine 20 yıl geç katılan Hamas Hareketi ise Ulusal Konsey’i, FKÖ’yü ve Filistin devrimini tanımıyor. Bunun için Hamas Hareketi, bu tutum ve tavırları sergiliyor. Zira Hamas, Mekke Anlaşması’ndan sonra 2007 yılında kanlı bir askeri darbe gerçekleştirmişti.
Hamas, İsrail’in stratejik olarak Gazze’yi Batı Şeria’dan uzaklaştırmaya ve ayırmaya çalıştığını biliyor. Çünkü İsrail, Gazze Şeridi’nin Filistin’in bir alternatifi olmasını istiyor. Bunun için Hamas’ın herhangi bir meşru kurula ve Filistin Ulusal Konseyi’ne katılması mümkün değildir. Ayrıca söz konusu toplantı, Ramallah’ta değil de kuşatma ve işgal altında bulunan Gazze’de, Komor Adaları’nda ya da Kuzey Kore’de yapılsa dahi Hamas’ın Ulusal Konsey’in gelecek dönem toplantısına iştirak etmesi mümkün değildir!
Ortada bunlardan daha tehlikeli bir durum var. Esed rejimi ve İran gibi bazı devletler ve örgütler, FKÖ’yü ve ulusal yönetimi yok etmek ve Filistin mücadelesinin temelini oluşturan Fetih Hareketi’ni parçalamak için ciddi bir şekilde gayret gösteriyorlar. Tüm bu hareketler, Batı Şeria’yı ve başta Kudüs-i Şerif’i işgal etmeye çalışan İsrail’e hizmet edecektir. İsrail, Filistin halkının tarihi hakkını sadece Gazze’yle sınırlamaya çalışıyor. Çünkü Gazze Şeridi, 1948 yılında geçici siyasi bir yapının kurulmasına tanıklık etmişti. Bu siyasi yapı ise Ahmet Hilmi Paşa liderliğindeki Filistin Umum Hükümeti’dir. Fakat Ahmet Hilmi Paşa ve devleti, çok geçmeden bir komployla ortadan kaldırıldı. Maalesef bu komplo, aslında bir Arap komplosuydu!