Ürdün gösterileri ekmek için mi yoksa siyasi mi?
“İşte Arap sokaklarına Arap Baharı geri dönüyor” ve “Ürdün’de yaşananlar, sokak devrimlerinin krallık rejimlerini es geçtiği romanına aykırı”. Bunlar binlerce Ürdünlünün gösterilere katılmasına karşı yöneltilen ilk tepkiler. Ancak her ne kadar İhvan’a bağlı olan ve olmayan gruplar ile Katar televizy
“İşte Arap sokaklarına Arap Baharı geri dönüyor” ve “Ürdün’de yaşananlar, sokak devrimlerinin krallık rejimlerini es geçtiği romanına aykırı”.
Bunlar binlerce Ürdünlünün gösterilere katılmasına karşı yöneltilen ilk tepkiler.
Ancak her ne kadar İhvan’a bağlı olan ve olmayan gruplar ile Katar televizyonları vergilere ve fiyatlara itiraz etmek için yapılan gösterileri siyasi rejime karşı yapılıyormuş gibi yansıtsa da ne Ürdün’deki er-Rabi Meydanı Kahire’deki ‘Tahrir Meydanı’ ve ne de Ürdün gösterileri siyasi bir bahardır. Önceki gün iki günlüğüne Amman’da idim. Doğrudan izlenimler edindim ve yerel durum ile ilgili birkaç kişi ile görüştüm. Ürdün’ün sorunları siyasi değil ekonomik: fiyatlar, iş imkânı, vergiler. Ürdün’de halka yakın, pragmatik/faydacı bir liderlik hüküm sürüyor. Sokaklarla ilişkilerinde başarısız olduğunda hükümeti pencereden atmaya hazır.
Hani el-Mulki hükümetinin başına gelen tam da bu: Kabullenmedi ve bedelini ödeyerek yerini Ömer el-Rezzaz’a bıraktı. Farklı görüşler mevcut. Biri bana Rezzaz ile Mulki’nin her ikisinin de Suriye-Hama kökenli olduğunu söyledi. İkinci bir kişi Mulki’nin Rezzaz’ı getirdiğini ve üçüncü bir kişi de çatışmalarının sebebinin hükümet içerisinde olduğunu söyledi. Ancak sorun ortada. Çoğunluk vergilere ve yüzde 18’in üzerine çıkan işsizliğe karşı çıkıyor ve insani potansiyelin gerilemesine ve dış desteğin azalmasına yönelik öfkesini kusuyor.
Bu noktada Ürdün’deki krizleri yönetmek için ‘sokağın nabzını’ ölçmek yani başlamadan veya daha da kötüye gitmeden önce başa çıkmayı bilmek gerekiyor. Krizler şiddetlendiğinde üstesinden gelmek için başbakanı görevden almak, Ürdün tipi mücadele tarzıdır.
Ürdün yönetimi için diğer seçenekler oldukça sınırlı. Hele de öfkeyi harekete geçiren sebeplerin çoğu onun etkinlik sınırlarını aşıyorken. IMF, desteği artırıp devlet masraflarını düşürmeden kredi vermeyi reddediyor. Aynı şekilde petrol ülkelerinin gelirlerinin düşmesinin bir sonucu olarak yardımlar da azalıyor. Ekonomik durum, siyaseti çıkmaza sokan en belirgin etkendir.
Ürdün’ün yarım asırdır kesintisiz olarak sığınak işlevi gördüğünü unutmayalım: Suriyeli sığınmacılar, onlardan önce Iraklılar ve onların da öncesinde Filistinliler. O kadar ki Ürdünlülerin oranı nüfusun yarısından daha az hale geldi.
Çoğunluk yaşam koşullarına, vergilerin yükselmesine ve iş imkânlarının azalmasına itiraz etmek için çıktı. Ancak az olmakla birlikte siyasi dürtülerle yükselen sesler de mevcut.
Ürdün’de benimsenen faydacı tarzın bakış açısından tıkanıklığı hafifletebilecek uzlaşmacı çözümler öne sürülmüştür. Bunlar, sokakları sakinleştirebilir ama soruna kökten bir çözüm sunamaz zira Ürdün devletinin kaynakları, komşuları Irak ve Körfez aynı şekilde içerideki Filistinliler ve İsrail Araplarına kıyasla azdır. Ürdün’de havaalanlarından limana, hastanelere, kanallara ve hızlı yollara kadar iyi sayılabilecek bir altyapı var. Geçim koşulları ve yaşam kalitesi bakımından daha iyi. Örneğin Amman, Beyrut’tan daha ucuz. Kiralar daha uygun ve daha az maliyetli. Beyrut’ta gün içerisinde saatlerce süren elektrik kesintileri olurken Amman gün boyu ışıklı. Bununla birlikte altyapı kalitesi, masaya yemek koymuyor; iş fırsatlarını artırmıyor ve sınırlı olan aile gelirini yükseltmiyor. Hükümet, ek kaynaklar bulmak konusunda aciz ve bürokrasiyi düzene sokma konusunda da başarısız. Nitekim hâlihazırda birçok yatırımcı işlemlerin uzamasından ve işleyişin yavaşlığından şikâyetçi.
Ürdünlüler, sınırlı ölçüde fosfattan başka kaynağı bulunmayan Ürdün’ün en büyük zenginliğidir. Bölgenin diğer ülkeleri arasında eğitim seviyesi ile öne çıkıyor. Bu da birçok vatandaşın Körfez, Avrupa ve ABD’de mühendis, teknik eleman, hukukçu ve muhasebeci olarak iş bulmasını ve ailelerini destekleme imkânı sağlıyor. Kral II. Abdullah, Ürdün’ü pazarlama ve uluslararası kuruluşlar ve hükümetlerden destek sağlama görevini bizzat üzerine aldı. Hükümet ise bir harcama merkezidir. Çeşitli vergilerden topladığı şeyler, belediye ve sağlık hizmetlerine ve gerekli diğer harcamaları karşılamaya yetmez.
Turizm alanında yatırımlar yapılmış ve bu ekonominin direği haline gelmişti. Ancak terör ve bölgesel savaşlar nedeniyle hızlı bir çöküş yaşandı. Bir dizi fabrika kurmayı denedi ama bölge ülkelerinin kısıtlamalarıyla karşılaştı ve Asya’daki daha ucuz ülkelerle rekabet etmek zorunda kaldı. Ürdün’ü ön plana çıkaran vasıflı işçi ihracatı bile siyasetin kurbanı oldu. Nitekim Katar, Ürdün’ü Suudi Arabistan ile yakınlaşması veya içerideki İhvan ile ilişkilerini engellemesi durumunda topraklarında çalışan 45 bin vatandaşı ile tehdit ediyor.
Hollanda hastalığı olarak tarif edilen kaynak kıtlığı ile boğuşan ülkeler, etkin yönetim sistemlerine, daha yoğun ve özel programlara, yolsuzlukla mücadele etmeye ve yüksek şeffaflığa daha çok gereksinim duyar. Devletin ve kurumlarının davranışlarını düzeltmek tüm ülkeler için geçerli olmakla birlikte Ürdün, Tunus ve benzeri ülkelerin buna daha fazla ihtiyacı var.