Yeni Irak… Tahran’ın yıktığını Riyad inşa ediyor

Suudi-Irak ilişkilerinde görülen niteliksel değişim görmezden gelinemez. İran’ın, Irak’ın Arap kimliğini adeta rehin almasının ve terörle mücadele bahanesiyle bu asil ülkeyi küçültmesinin ardından, Kral Selman’ın iki ülke arasındaki ilişkileri, ‘siyasi diplomasi çerçevesi dışında, komşul

Suudi-Irak ilişkilerinde görülen niteliksel değişim görmezden gelinemez. İran’ın, Irak’ın Arap kimliğini adeta rehin almasının ve terörle mücadele bahanesiyle bu asil ülkeyi küçültmesinin ardından, Kral Selman’ın iki ülke arasındaki ilişkileri, ‘siyasi diplomasi çerçevesi dışında, komşuluk ve kardeşlik bağları üzerine kurulmuş ilişki’ olarak nitelemesi, umudun, geçmiş yıllardaki ilişkilerde tanık olduğumuz politik çatışmayı yatıştırmanın ötesine geçtiğine dair bir göstergedir.

İran’ın Irak meselesine müdahalesi, mezhepsel politik ortak noktalar neticesinde olmuştur.  İran’ın yaptığı hamle, Irak, Lübnan ve Yemen’de doğrudan devrimi ihraç etmeye alternatif olarak, uluslararası ölçeğe çıkarmaya çalıştığı Velayeti el-Fakih ideolojisine olan sadakati kullanmaktır. Etki alanlarını siyasi kaos üretimi için, kaynaklara dönüştürerek, devletlerin istikrarını baltalamakta ve farklı siyasi unsurlar arasındaki uyumu ihlal etmektedir.

Tabii ki, bu müdahale, Lübnan’daki bazı siyasi akımlar, Yemen’de devrik Salih rejimi, Körfez’deki Şii İslam’ın siyasi destekçilerin bazı politik akımları gibi fırsatçı figürlerde kabul görüyor. Fakat bu, rol kapma arayışından kaynaklanan koşullu bir sadakattir. Yoksa İran’ın bu bölgedeki davranışlarının faydasına dair bir kanaatten kaynaklanmamaktadır. Zira onun davranışları hiçbir ülkenin inşasına katkı yapmadığı gibi sadece sorunlu ülkelerin tahrip edilip yıkılmasına yol açacak niteliktedir.

Irak, uzun yıllar geçtikten sonra milis mantığından ve şu anda şekillenen devlet mantığına geçmenin getirmiş olduğu bazı kaotik durumlardan kurtuluyor. Bunun için uluslararası toplumun ve komşu ülkelerin desteğine ihtiyacı var. Burada Suudi Arabistan’ın dış ilişkilerindeki atılımını, karşılıklı saygı ve ortak çıkarlara dayalı işbirliğini ve ortaklık elini Irak için uzatmasını bu bağlamda değerlendirebiliriz. Kullandığı dil ve davranış olarak mezhepçiliği reddetmeye başlaması kendisine gelen desteğin bir parçasını oluşturdu. Milis davranışları yüzünden devlet davranışlarından sapmanın neden olacağı geçici de olsa bazı hatalar ve bu mücadelenin hangi mekanizmayla gerçekleştirileceği ile ilgili meşru endişeler ve çekinceler olsa da, DEAŞ ile savaşta ve Irak devletinin terör felaketinden kurtulma nimetine kavuşmasında, kendisine tam bir destek verildi.

Irak iradesi, İran’ın bölgedeki davranışının kontrol altına alınmasından sonra doğmuştur. Özellikle de ABD yönetiminin yüksek sesli eleştirileri bunda etkili olmuştur. Bundan sonraki beklenti ise İran’ın davranışının kontrol altına alınması için yeni bir safhaya geçilmesidir.

Yeni ABD yönetimi Tahran mollalarının hegemonyasını eleştirerek hatta İran rejimini, en başta Irak, Suriye ve Yemen dosyaları olmak üzere, bölgedeki terörizmin başlıca destekçisi olarak değerlendirdi.

Irak dosyasında, Arap Irak’ının kalkınması için İran dışındaki herhangi bir role izin vermeyen Maliki’nin mezhepsel dönemi sona erdi.

Suriye’de, “DEAŞ” ten kurtulmanın başlıca yolu, İran ve Hizbullah’ın en yakın bağlantılı kolu olarak gönderdiği silahlı Şii milislerin buradan çıkarılmasıyla birebir bağlantılı olduğu görülmektedir.

Yemen’de ise; Husi ve Yemen’deki bütün siyasi güçler arasındaki çatışma, zaman meselesidir. Mesele artık, Yemen’in meşruluğuna aykırı hareket etmekten, ülkenin kuzeyinin işgal edilmesine dönüşmüştür.

Oyun, yetenekleri ve kimliğiyle artık her seviyede oynanıyor. Bunların en sonuncusu eğitim müfredatları ve camiler aracılığıyla kültürel kimliğin tahrip edilmesi ve gazetecilerin kovuşturmaya tâbi tutulmasıdır. Ve hatta Husi hâkimiyetinin gölgesinde olan devrik kongre partisindeki siyasi figürler dahi bundan etkilenmektedir. Bu durum ABD’nin, İran ve dostlarının Yemen’den çıkmaları için baskı yapması ve özellikle Yemen’deki duruma yeniden eğilmesi gerektiğini göstermektedir. Husilere yönelik muamele terörle mücadele kapsamında yürütülmeli, buna da İran silahlarının tekneler ve kaçakçılık aracılığıyla buraya gelmesine engel olunarak başlanmalıdır.

Riyad, yıkım ve İran hegemonyasının elinden kurtulduktan sonra Irak’a yardım elini uzatmıştır.

Bu durum, Körfez bölgesindeki tarihsel derinliği ile uzlaşmacı yönelime sahip Şii siyasi güçlerin oluşumunu açıklıyor. En başında ise Arap Baharı kalıntılarını restore etmede büyük emeği bulunan Suudi Arabistan gelmektedir. Bu emek aynı zamanda Mısır, Libya ve Tunus’ta devlet mantığını yerleştirmiş ve bu devletlerin egemenliğine herhangi bir zarar gelmesini de engellemiştir. Amerika Birleşik Devletleri’nin desteği ve uluslararası koalisyon aracılığıyla DEAŞ’e karşı yürütülen savaş, somut neticeler doğurmuştur.

Mukteda el-Sadr’ın ardından İbadi’nin ziyareti ve Bağdat’tan gelen açıklamalar, bölgede yeni bir döneme ilişkin olumlu işaretlerdir. Artık etkili ortaklıkların kurulduğu, dolayısıyla ekonomik anlaşmalarda inisiyatif alındığı, Irak petrol ihracatının güvenli bir şekilde sağlandığı, ekonominin refahın arttığı ve bundan herkesin faydalandığı, İran milislerinin sebep olduğu kaotik ortamın olmadığı, slogan ve gürültüden uzak yeni bir döneme girilmiştir.

Siyasi düzeyde Suudi Arabistan, Irak’taki Sünni bileşenlerin güvence altına alınmasında, eski Maliki hükümetinin uyguladığı mezhepsel önyargılardan kurtulup, onların yeniden bütünleştirmelerinde önemli bir rol oynayabilir. Özellikle ağırlıklı olarak Sünni olan Anbar, Musul ve Salahaddin kentlerinde…

Bu siyasi uyum, ekonomik işbirliği, Irak’ın bölgedeki ekonomik bir güç olarak geri dönüşüyle sonuçlanır. Vatandaşlık temelli, mezhepçiliği reddeden, kuşatıcı ve Arap derinliğine sahip yeni bir kimlik doğurarak İran etkisinden kurtulabilecek bir siyasi güce erişirse etkileri kısa sürede hissedilecektir.

Suudi Arabistan, herhangi bir mezhep önyargısını reddederek, İran’ın istismar ettiği DEAŞ korkusundan uzak bir şekilde ulusal havayı soluyan İbadi hükümeti ve siyasi reformları desteklemiştir.

Riyad aynı şekilde aniden ortaya çıkan Kürt meselesinde Irak’la birlikte durmuş ve Irak’ın toprak bütünlüğünü meselesinin kırmızıçizgi olduğunu ve ondan feragat edilmesinin mümkün olmadığını belirtmiştir.

Dönüşüm konusunda istekli olan yeni Irak, Riyad’ın uzattığı eli tutmasıyla, büyük bir dönüm noktasını hazırlamıştır. Meyvelerini ise Nisan 2018’de yapılacak parlamento seçimleri ile hayata geçecek olan bir sonraki siyasi olgunluk döneminde verecektir.

Yeni dönemde, seçim ittifaklarının başladığı, eski ittifaklar haritasında değişikliklerin olduğu ve sivil akımların hareketlerinde renkliliğin arttığı bir aşamanın başlaması beklenebilir.

Bütün bunları, Politik ve ekonomik reform seviyesinde bir başka nitel sıçrayış takip etmelidir.

Saddam Hüseyin rejiminin çöküşünden bu yana kurulan mezhepçilik tortusundan kurtulmanın uzun yıllara ihtiyaç duyduğu doğrudur. Fakat doğru yönde ilk adımlar zaten atılmıştır.

Baas rejiminden ve terörizmden kurtulmak için bedel ödemiş tüm evlatlarının temsil edildiği tek Arap Irak’a doğru gitmenin ve karmaşadan kurtulmanın vakti gelmiştir.

Bu muhteşem vatanda, gerçek bağımsızlığı ve devlet mantığını hâkim kılma adına İran’ın tasallutunu ve mezhepçiliği yok etmenin zamanı gelmiştir.