Yenilgiye uğrayan DEAŞ, çocuk savaşçılarını artırıyor
DEAŞ terör örgütü lideri Ebubekir el-Bağdadi’nin küçük oğlu Huzeyfe el-Bedri’nin öldürüldüğünün örgüt tarafından ilan edilmesi, DEAŞ’ın çocukları silah altına almaya devam ettiğini gösteriyor. Çocukların silah altına alınması politikası, örgütler açısından bir başarısızlık göstergesi olsa da birçok
DEAŞ terör örgütü lideri Ebubekir el-Bağdadi’nin küçük oğlu Huzeyfe el-Bedri’nin öldürüldüğünün örgüt tarafından ilan edilmesi, DEAŞ’ın çocukları silah altına almaya devam ettiğini gösteriyor.
Çocukların silah altına alınması politikası, örgütler açısından bir başarısızlık göstergesi olsa da birçok radikal örgüt yalnızca uğradığı kayıpları telafi etmek için değil, bulundukları bölgelerde halkın kendilerini kabul ettiğini göstermek için de bu yola başvuruyor. DEAŞ örgütünün, Bağdadi’nin oğlu Huzeyfe’nin ölümünü, askeri üniforması içinde elinde silah olan fotoğraflarını Telegram’da yayınlayarak açıklaması, örgüt mensuplarının, liderlerinin fedakarlığını göstermeye çalışması olarak yorumlanıyor.
Öte yandan çocuk savaşçılar yalnızca DEAŞ örgütüne has bir durum değil. Radikal örgütlerin tarihine bakıldığında, Sri Lanka’daki Tamil Kaplanları örgütünden Husilere kadar birçok örgütün bu tür görüntüler paylaştığını ve çocukları silah altına aldığını görmek mümkün.
Çocuk savaşçılar konusunun yeniden gündeme gelmesi, Bağdat mahkemesinin DEAŞ liderlerinden Tarık Cadun hakkında 22 Mayıs’ta aldığı idam kararını akıllara getirdi. Mahkeme Cadun’a, DEAŞ’a sosyal medya ağları aracılığıyla militan devşirme ve çocukları örgüt saflarında zorla savaştırmak için silah altına alma suçlamalarını yöneltmişti.
DEAŞ terör örgütünün çocuk savaşçı yetiştirme konusunda büyük bir tecrübeye sahip olduğu bilinen bir gerçek. Örgüt, çocuklara askeri eğitim vermek için Irak ve Suriye’de büyük eğitim kampları kurmuştu. ABD öncülüğündeki Uluslararası Koalisyon güçleri tarafından imha edilen bu kamplarda örgüt, çocuklara yetişkinlerle aynı şartlarda eğitim verirken, ideolojik telkinler ve şiddet görüntüleri izleterek, çocukların beynini yıkıyor ve onları birer savaşçıya çeviriyordu.
Söz konusu kampların yanı sıra, DEAŞ’ın Irak ve Suriye’de hakim olduğu yerlerde bulunan cami, medrese ve okul gibi eğitim kurumlarında çocuklara aşıladığı faşist dini anlayış, örgüt kontrolünde yetişen çocukların şiddetin doğru bir yöntem olmadığı konusunda ikna edilmesini de zorlaştırıyor. DEAŞ’ın ideolojik eğitiminden geçen bu çocuklar, artık kendilerine dini argümanlarla yaklaşan herkesin mutlak doğru olduğuna inanıyor.
Bugün Irak, Suriye, Libya ve Yemen gibi ülkelerde yaşanan siyasi krizlere benzer krizlerden, daha önce de dünyanın çeşitli bölgelerinde el-Kaide yararlanmıştı. Eğitim yönetimi DEAŞ’a aktaran el-Kaide, DEAŞ’ın vahşi yöntemlerini belirlemesi hususunda öncülük yapmıştı.
Çocuklar topluma kazandırılabilecek mi?
DEAŞ terör örgütünün birer militan haline getirdiği çocukların yeniden sosyal hayata kazandırılması konusu, devletler açısından DEAŞ sonrası yerine getirilmeyi bekleyen en önemli görevler arasında yer alıyor. Örgüt, sadece hakimiyet kurduğu Irak ve Suriye’de yaşayan çocukları değil dünyanın birçok bölgesinde yaşayan çok sayıda çocuğu da etkisine almış durumda. Örneğin Rusya’nın yayınladığı verilere göre, eski Sovyetler Birliği topraklarında yer alan ülkelerden 400’ü aşkın çocuk, DEAŞ tarafından ideolojik ve askeri eğitimden geçirildikten sonra militan haline getirildi. Bu, oldukça yüksek bir rakam ve söz konusu çocukların rehabilite edilerek topluma kazandırılması oldukça zor görünüyor.
Radikal örgütler, savaşı kaybetseler de yeniden toparlanma ve farklı isimlerle tekrar ortaya çıkma konusunda oldukça becerikli. Bu örgütlere karşı toplumların en büyük gücü ise nefret, şiddet ve inkar söylemine karşı itidal ve karşılıklı anlayış kültürünü oturtmak olacak.