Zafer ve fırtına soruları

DEAŞ’a karşı zafer kazananların kutlama yapma hakkı vardır. Bu örgüt tehlikeli ve korkunç bir yapıdır. O, ne uysallaştırılır ne de onunla birlikte bir yaşam sürdürülür. Seçenek açık ve net: Ya sen onu yok edeceksin, ya da o seni yok edecek! DEAŞ, bölgemize kan, bataklık ve karanlık bir fırtına şekli

DEAŞ’a karşı zafer kazananların kutlama yapma hakkı vardır. Bu örgüt tehlikeli ve korkunç bir yapıdır. O, ne uysallaştırılır ne de onunla birlikte bir yaşam sürdürülür. Seçenek açık ve net: Ya sen onu yok edeceksin, ya da o seni yok edecek! DEAŞ, bölgemize kan, bataklık ve karanlık bir fırtına şeklinde çöktü. Haritaları parçaladı. Yakın ve uzak şehirleri vurdu. Tehlike listesinde hızlıca ilk sırayı işgal etti. DEAŞ’tan kurtulmak, milli, bölgesel, küresel ve insani bir ihtiyaca dönüştü. DEAŞ, bilinen adreste ikamet etmeyi seçtiğinden bu yana,hezimete uğratılması zaten kesindi.

DEAŞ tehlikesini ya da DEAŞ’a karşı zafer kazanmanın önemini küçümseyen kimse hata yapmış olur. Yine DEAŞ’ın tek problem olduğunu ve DEAŞ’a karşı askeri başarı sağlamanın DEAŞ gelmeden önceki duruma dönmeyi kolaylaştıracağını düşünen de yanlış düşünmüş olur. Biz, burada bir şehri vuran kasırgadan bahsetmiyoruz. Kasırga uzaklaştıktan sonra pencereleri onarmak yeterlidir. Ancak biz, burada: önceden hiç böylesine esmemiş, yerleşmemiş, kutuplaşmamış, öldürmemiş, tahrip etmemiş ve esir almamış bir kasırgadan bahsediyoruz. Bu, Suriye-Irak sınırını kazıyan, sonra da kara bulutlarını her tarafa yayan bir fırtınadır.

Aynı şekilde bütün cesetleri DEAŞ askılığına asmak da yanlıştır. Fakat DEAŞ, ister suç işlediği zaman, isterse başkalarını öldürmek için uzağa gitme bahaneleri ürettiği zaman, hiç şüphesiz büyük bir katildi. Sayılara ve istatistiklere gerek yok. Biz, DEAŞ savaşlarındaki yüz binlerce ölüden, milyonlarca mülteci ve göçmenden, büyük ekonomik kayıptan ve yeniden imar etmek için benzer rakamlardan bahsediyoruz. Biz, yetim, dul ve engelli ordusundan söz ediyoruz. DEAŞ, onların intikamını almak istediğini zannettiği herkesi öldürdü. Diğer yandan DEAŞ’ın lehine savaşmak için geldiğini iddia eden herkese daha fazla meşru haklar verdi.

DEAŞ’a karşı zafer kazananların kutlama yapma hakkı vardır. Aynı zamanda zafer kazananların, teröristleri şehir şehir arayan savaşçıların, ülkenin birliğinin parçalanmış olduğunu ve toplumda derin çatlaklıklar oluştuğunu bilmeleri gerekiyor. Terörle mücadele edenlerin ülkeyi bu şartlarda çok zor geri kazanabileceklerini de hatırlamaları gerekiyor.

Karşımızdaki karanlık fikir, eğer şeytanla ittifak yapacak derecede gergin, hor görülmüş ve umutsuz bir sosyolojik taban mevcutsa o zaman bir sığınak bulabilir. DAEŞ, tüm oluşumları kapsayan, adil bir anayasaya, meşru ve doğal kurumlara sahip olan normal bir devleti zorla gasp edemez. Terör, sağlam bir devlete sızarak onu endişelendirebilir; ancak terör, sağlam bir devletin içine yerleşemez, güvenilir sığınaklar, yeni nesil savaşçı ve intihar bombacıları ortaya çıkarmak için eğitim kampları kuramaz.

Tekfirci terör, bir ülkenin halkı arasında endişe ve nefret suları akıyorsa ve ülke kriz içinde yaşıyorsa, işte o zaman kendisine sığınıklar bulabilir ve saldırmak için fırsat kollayabilir. Soru açık bir şekilde şöyle sorulabilir: Şayet Sünni-Şii ilişkileri normal olsaydı ve ortaklık, yurttaşlık temelinde sağlansaydı DEAŞ, Musul’u istila edebilecek miydi? Ordu birlikleri, şehir halkının orduyu savaşçılara karşı koruduğunu hissetseydi, DEAŞ’ın saldırısı karşısında bu kadar hızlı teslim olacak mıydı?

“Terör örgütüne karşı savaş kazanmak” ile “Terörle mücadelede zafer kazanmak” arasında fark vardır. Büyük zafer, yıkılmayı kolaylaştıran ve hızlandıran sebeplere cesaretle karşı koymak için, büyük kayıplara mal olan askeri başarıyı muhafaza etmekte gizlidir. Büyük zafer, istikrarı inşa etmek demektir. İstikrarı bina etmenin tek adresi de, çağdaş manasıyla devleti inşa etmektir. Yani milli ortaklığın, kurumların ve kanun önünde eşitliğin olduğu devleti kurmaktır. Irak’ın şansı şu ki; Musul’un düşüşünü simgeleyen ordusu, büyük kayıplar vererek örgütü Musul’dan yok etmeyi başardı. Yine aynı ordu, örgütü Telafer’den söküp atıyor. DEAŞ’a karşı mücadele operasyonlarında diğer güçler katkıda bulunsa bile, Irak’ın güçlü bir orduya ihtiyacı var. İktidara tutunmak için generallerin çatıştığı ordudan bahsetmiyoruz. Aksine, normal devletlerde vatanın ve insanların güvenliğini garantileyen ve dayanağı anayasa olan, normal orduların olmasından söz ediyoruz.

Şayet Iraklı siyasetçiler, Saddam Hüseyin rejiminin devrildiği esnada intikam, hayal kırıklığı ve yeni gerçeklere uyum sağlamayı reddetme duygularından uzak bir şekilde devleti inşa etme mücadelesine katılsalardı; DEAŞ, Irak topraklarında işlediği suçları bugün gerçekleştiremezdi. Biz, burada DEAŞ’ın tuzağına düşerek sonuçlanan Irak’ın ömründeki sözleşmenin tamamen kaybolmasını konuşuyoruz. Pek çok ibretlerine rağmen, maziyi bir kenara bırakalım. Hâlihazırdaki Irak, DEAŞ’a karşı savaşında bölgesel ve uluslararası destek aldı. Bu savaşa katılanlardan birisine sordum. Bana ABD’nin saldırıları olmasaydı, savaşın yıllarca süreceğini belirtti. Bugün istenilen şey, söz konusu zaferi, istikrar fırsatına dönüştürmek için bütün bu bölgesel, uluslararası desteği ve Arap sempatisini muhafaza etmektir. Devlet ve kurum mantığına dönmedikçe, üstünlük ve eski hesapların tasfiye edilmesi işleminden uzaklaşmadıkça, ortada çözüm olmayacaktır. Eğer çoğunluk; şehir ve bölgelerdeki toplumsal talepleri değerlendirip Sünnilerin temsilcilerini göreve getirirse, milli ortaklığı tesis edip, Arap-Sünni kesimin haklarına tam bir şekilde saygı göstermeyi başarırsa, Irak başarıdan istikrara doğru geçiş yapabilecektir. Tabi Sünni kesimin de (Saddam dönemindeki ayrılıklı geçmişlerine) özlem sayfasını kapatıp şu anki realiteye gerekli uyum göstermesi gerekiyor.

Başarıdan istikrara geçmek için, bugün kaybolmakta olan kasırganın ortaya attığı sorular hakkında düşünmek gerekiyor. Irak’ın Eylül ayında yüzleşeceği başka bir mesele daha var. O da, Irak Kürdistan özerk bölgesinde yapılacak bağımsızlık referandumudur. Ben, eğer Kürtler Irak haritası içerisinde haklarını, özgürlüklerini ve yeterli garantileri elde ederlerse, Kürtlerin söz konusu harita içerisinde kalmayı tercih edeceklerini düşünenlerdenim. Eğer Haydar İbadi, DEAŞ’ı kovmak için gerekli şartları sağlamak konusunda istisnai bir rol oynarsa, Kürdistan bölgesiyle boşanmaktan kaçınma konusu son bir girişimi hak ediyor. Bunun başarılı olabilmesi için; İbadi’nin, Kürtlerin Irak haritasındaki geleceklerinin haritanın dışındakinden daha iyi olacağına dair Kürtleri ikna etmek konusunda tam yetkiye sahip olması gerekiyor.

Askeri başarı yeterli değil. Bunun için bir istikrar projesi gerekiyor. Çağdaş ve adaletli devleti inşa etme savaşına katılmadan, istikrarı yakalama fırsatı olmayacaktır. Diğer bütün konuşmalar, insanların kurban edilmesinden başka bir şey değildir. Belki de bu, sonradan yeni isimler altında fırtınalar kopması için kapıyı aralayacaktır. İstikrarlı bir Irak, Arap, Irak ve uluslararası bakımdan bir ihtiyaçtır. Bağdat, yaralı, hüzünlü ve kanadı kırık olduğu zaman, Arap bölgesinin canı acıyor.