Zihinlerin ve orduların savaşı
“İnsan… Yani savaşın sermayesi. Kişi ona bedava ulaşır. Onu bir buzağı gibi besler büyütür. Sonra beraberinde savaş alanına sürükler. Bu savaş alanı alışverişin rekabetçi yollarla yapıldığı sıradan bir pazardır. Orada onu kurutulmuş bir tavşan, bir mağara ya da şehirdeki bir cadde ile değiş to
“İnsan… Yani savaşın sermayesi. Kişi ona bedava ulaşır. Onu bir buzağı gibi besler büyütür. Sonra beraberinde savaş alanına sürükler. Bu savaş alanı alışverişin rekabetçi yollarla yapıldığı sıradan bir pazardır. Orada onu kurutulmuş bir tavşan, bir mağara ya da şehirdeki bir cadde ile değiş tokuş eder. Gürültülü bir törenle toprağa verir; ona meçhul asker anıtı yapar ve cennet yolundaki şehit diye anar. İnsan şartlara göre bazen bir köpekbalığı bazen de birkaç kuruş değerinde bir paradır.” (Sadık Neyhum)
Sokrat her saniye zihinlerde yaşıyor; Büyük İskender ise meçhul bir mezarda yok oluyor. Düşünce ve tartışma insanın öğrendiği her harf ile birlikte büyür. Ancak yuttuğu zehir, insani meselenin başıdır; renkleri ve çeşitleri fazladır. Her geçen gün hayatın zorlukları da artar. Büyük küçük her düşünürün önündeki sorular katlanır. Orduların savaşı yeryüzünün belirli alanlarında ve kısıtlı zamanlarda cereyan eder.
Avrupa’da Rönesans ve Aydınlanma döneminde fırtına koptuğundan bu yana liderlerin savaşı insan deneyinin en büyük halkası haline geldi. Sokrat’ın başka türden bir zehir içtiği uzun savaşı… Galile, Kopernik ve onlarcası cehalet orduları karşısında akıl kılıcını kınından çıkardılar. Din, geri kalmışlığın hamilerinin düşünce, yaratıcılık ve özgürlüğün gücünü püskürtebildikleri bir zırh olarak kullanıldı… 12.asır hatta 19. asırdan bu yana yeni insan düşüncesi hızla aktı. İnsanlık dünyanın çeşitli bölgelerinde farklı bayraklar altında meşru veya gayrimeşru hedefler uğruna birçok savaş verdi. Sömürgecilik tarihte uzun bir zaman dilimine kendi rengini verdi. Vatanseverlerin gaz traktörüyle ordulara karşı ülkelerinin bağımsızlıklarını savunduğu kan nehirleri aktı. Bu savaşlar zihinler ve ordular arasındaki kanlı karşılaşmalardı. Yeryüzündeki kanlı özgürlük savaşları zihinlerdeki düşünce özgürlüğünün bir halkasıdır. Sömürgecilik, sömürülmüş topraklar üzerinde uzun bir süre sorunsuzca yaşadı; özgürlük ateşinin tutuşturduğu düşünce özgürlüğünün sesinin yükselmesi ile birlikte direniş ateşi de yükseldi.
Dünya, kıtaları aşan askeri ittifaklara şahit oldu. Siyasi ve ekonomik bloklaşmalar doğdu, tarihin uzun dönemlerinde dünya seçkinleri arasındaki fikri ittifaklar ve bloklaşmalar ortadan kayboldu. Ancak okuryazarlıktaki eski durumuna dönmesi, eğitim sürecinin genişlemesi ve iletişim ve medya araçlarının gücüyle desteklenen insan küreselleşmesi, düşünce özgürlüğü ittifakı ve zulüm çukurlarını ortadan kaldırıp orduların ittifakını engelleyen zihinsel birliktelik kurdu.
Dinî ve kavmî aşırılık, karşısına çıkanı öldürmeden önce boğan dumanlı bir silahla savaşan ölüm gücüdür. Geri kalmışlık, düşünceyi tekfir eden bir ordu; tarihin asırlar boyunca yaşadığı bir savaş… Ancak aşırılık, hayat nefesini içinde taşımayan bir ölüden doğan bir ölüdür. Sokrat, zamanı ve mekânı aşan bir hayat âlimidir ve ona zehir dolu kâseyi verenler mazinin toprağı altına doldu..
Düşünce, ölümün bütün tasvirlerinden daha güçlüdür. Napolyon Fransası, barutla silahlanmış adamları ile yolculuk yaptı; bazen zafer kazandı bazen de hezimete uğradı; Asya, Afrika, Güney Amerika’yı işgal etti. Ve İngiltere.. Zamanın bir diliminde bayrağı dünyanın çeşitli bölgeleri üzerinde yükseldi. Aynı şekilde İspanya, Portekiz ve Rusya da bir süre hüküm sürüp sonra ortadan kaybolan güçlerdi.
Akıl ve düşünce ordusunun rütbeler ve nişanlar taşıyan generalleri ya da komuta hiyerarşisi ve emir sistemi yoktur.
Burada ordu, insanın yaradılışından gelen gizli gücü ile yenilenen hayatın kapılarını aralayan eylem gücü manasındadır. Filozoflar ve düşünürler, fetih ve dizginleme gücüdür. Kaba kuvvet, zulüm, insanı aşağılama ve cahil bırakma zalimlerin, ırkçıların ve sömürgeciliğin en güçlü silahlarıydı. Ancak özgürlük, adalet ve fikir haritalarının gücü ile silahlanan insan düşüncesi zihinlere nüfuz eden mucizevî bir sabırla zalimlerin güçlerini elinden alır. Diğer tarafın kaleleri daha önce görmedikleri bir savaşa giriyor ve zafer zincirlenmiş konvoylar olmaksızın ilerliyor. Şiddet ve zulüm ancak düşünce gücü ile yenilgiye uğratılıyor.
Filozof Bertrand Russell, “Düşüncelerden herhangi bir şeyden, zarardan hatta ölümden bile daha fazla korkuyorlar. Düşünceler ayrıcalıkları affetmez, iktidarı umursamayan ve kanunlar tarafından yönetilmeyen sabit kurumlar ve sakinleştiren alışkanlıklardır. Düşünceler, hızlı, özgür ve bedavadır. Dünyayı aydınlatan bir meşale; insanın gerçek yenileyicisidir” demiştir.
Biz siyasi ve ekonomik açıdan askeri bir asabiyetle hareket eden farklı bir dünyanın kapılarındayız. Çılgın varlıkların kanlı imgelerindeki şiddet, insan hayatına değer vermez. Yeni bir dünya için yeni sayfalar dolduran yaratıcılığın kapısını açan düşünce gücü geri döndü. Düşünce etkinliği, ergin olmayanlara yönelik şiddetli aşırılığın etkinliğinin aksine yavaştır. Bu etkinlikte ergin olmayanlara vehimlerle örülü alternatif bir dünya sunarlar. Bu dünyada diğerlerinden üstün ve dünyayı zor kullanarak değiştirecek kahramanlara dönüşürler. Onlardan her biri tarihteki tüm güçlü ve büyük insanların özelliklerini kendinde topladığına inanır.
Düşünce, ülkelerinin kaderlerine zor kullanarak hükmeden Hitler, Mussolini, Stalin ve benzerleri gibi zorba bir kişi ile karşılaştığında bu durum farklılaşır. Terör örgütleri, çarpık unsurlardan meydana gelen bir topluluktur. Kan cinneti etrafında yığılan hayaletler, bu cinnetten, özel bir dünyada, bu dünyanın içinde veya dışında olan için kıymeti olmayan varlıklar meydana getirir. Aklın taşıyıcılarından olmaya, vehim akidesini tartışmaya veya ondan vazgeçmeye ya da varlığını ortadan kaldırmaya çalıştıklarında değer kaybederler.
Maalesef hastalık bulaşıcıdır; sağlık değil.
Dünya ideolojilerin ve siyasi hesapların üzerinde geniş bir düşünce ittifakına muhtaçtır. Bugün dünyadaki siyasi rejimler iklim konusundan yasadışı göçe, salgın hastalıklardan ve yoksulluğa kadar varoluşsal hakları aşan bir bencillikle bölünmüştür. Bugün evrensel savaş hayat ve ölüm arasındadır. Dinî ve etnik aşırılık zengini, fakiri, büyüğü, küçüğü tehdit eden bir salgındır ve sınırları kapatarak ya da bireysel politikalar yoluyla karşı konulması mümkün değildir. Varoluşsal ittifakın bu kanlı cinnet salgınının karşısındaki ilk çizgisi aydınlanma ve kapsamlı bir insani yeniliktir. İnsani bir bilinç ve ülkelerin siyasi sınırlarını aşan yüksek bir hoşgörü kültürü tesis etmeye gücü yeten beşer aklının imkânlarının emre amade kılındığı bir yenilik. Zihinlerin gücü orduların gücünden üstündür.