Hamad bin Casim’le beraber ortaya çıkan gerçekler

“Maskat zirvesinden çekildik, aslında geri çekilmedik, çünkü çekilmemizi istediler” “Hepimiz İsrail’in dostluğunu istiyoruz ve onlardan korkuyoruz… Bundan sonra Kudüs meselesinden söz ediyor… “Şimdi normalleşmenin nasıl olacağını konuşuyoruz?”… “İsrail-Katar

“Maskat zirvesinden çekildik, aslında geri çekilmedik, çünkü çekilmemizi istediler” “Hepimiz İsrail’in dostluğunu istiyoruz ve onlardan korkuyoruz…

Bundan sonra Kudüs meselesinden söz ediyor…

“Şimdi normalleşmenin nasıl olacağını konuşuyoruz?”…

“İsrail-Katar ilişkisi Amerika’ya daha da yaklaşıyor.”

“Bizde yalan var, biz Arabız …”

“Yalan söylemiyorum, sadece doğruyu söylüyorum “…

“Adalet yaymak isteyen demokratik bir devlet varsa, Körfez’deki hegemonyaya hoş geldiniz” …

“Bahreyn’deki (Yarımadalar Kalkanı) harekâtına sembolik Katar güçleriyle katıldık, ancak katılmadık”…

İşte bu şekilde, cümleler arasında bir bağ yok ve tabi ki çelişkilerin haddi hesabı yok, ölmüş kişiler hakkında hikâyeler, ölmüş gitmiş kişilerle iletişim…

Katar’ın eski başbakanı Şeyh Hamad bin Casim ülkesinin televizyonundan halkına hitab etti ve buna benzer şeyler konuştu ancak Katar siyasetinin manevi babasından çıkan en önemli şey, Katar’ın, eski Libya lideri Muammer Kaddafi’nin Şeyh Hamad bin Halife ile birlikte yaptığı toplantının ses kayıtlarının ilk defa resmi olarak kabul etmesidir.

Bu kayıtlar, Suudi Arabistan’ı bölmek için tertip ettiği komplonun kanıtıdır ve hayali bir hikâyeyle kendi inanılırlığını ispatlamaya çalışsa da, uluslararası politikada acemi bir öğrenciyi dahi ikna edemez.

Hamad Bin Casim, ses tonunu kullanmada iyi bir performans sergiliyor; öykülerini dinletmek için etrafında İnsanları toplayan kıssacının rolünü yakalama konusunda mükemmel bir yeteneğe sahip ama maalesef kendisinde hiç olmayan şey ise; mantığa başvurmadaki yetenek. Konuşmasının diğer bir özelliği ise, gerçeklerden tamamen yoksun olmasıdır. Yarım veya çeyrek de değil, bazen hiç yok. Belki de Hamedin rivayetlerinde!, çürütülmesi gerekli birçok şey vardır ancak kıymetli okuyucularımızı bunlarla meşgul etmek istemiyoruz. Ancak Katar eski başbakanının büyük keşfini! Söylemeden de olmaz; ‘el-Kaide’nin amacı ıslah değil, iktidara erişim’ “Onlarla aynı fikirde değiliz”. Başka bir keşfi de “İran’la en iyi mücadele şekli, gerçeklerle yüzleşmektir.”

Bana göre en önemli kısım, özetle vereceğimiz, kurulan komplonun şu ses kayıtlarıdır: “Onunla beraber hareket etmek zorunda olduğumuzu (Suudi Arabistan’a karşı komplo kurmada Kaddafi ile) onlara (Suudi Arabistan’lı yetkililere) bildirdik, çünkü onunla finansal bir meselemiz var.”

Burada şunu açıklığa kavuşturmalıyız ki, Hamad bin Casim ‘in Suudilere bildirdiği şey, Kaddafi’nin, Suudi Arabistan’a karşı bazı çalışmalar içerisinde olduğudur. Bunu, Suudi istihbarat servisleri zaten biliyordu. Ancak o bütün gerçekleri bildirmedi zira beraber hareket etmeden kastedilen Kaddafi’nin ne yapmak istediğinin bilinmesi değil, burada en göze çarpan şey, planlama ve komploya katılımı ve küçük detayları önermeleridir.

Kayıtları dinleyen herhangi birinin, meselenin sadece beraber hareket etmekten ibaret olduğu fikrine kapılması mümkün değildir. Eğer durum bu şekilde ise,  Neden Riyad, Katar planından önce değil de sonradan bilgilendirildi? Ben buradan Hamad bin Casim’e, resmi Suudi makamlarına, eğer komplo ayrıntılarını ve Kaddafi’ye ne söylediğini bildirmiş ise bunları tekrar etmesi konusunda meydan okuyorum.

Oynanan oyunun ortaya çıkma ihtimaline karşın, tepkileri azaltmak için, genel ve müphem konuşmalar yapmak yeterli değildir. Diplomasinin abc’si olarak bilinen çok açık ve net bir konu var ki; Bir devletin finansal zorunlulukları ne kadar önemli olursa olsun başka bir ülkeyi bölmek için bir komplo kurmak, göstermelik bile olsa dahi, ortaklığı gerektirir mi?! Bu bir müzakere seçeneği olarak düşünülebilir mi?! eğer  bu tavrı onaylarsak,  devletlerin, milis ve çetelerden ne farkı kalır? Komplo kurmak diplomatik bir araç olarak kullanıldığı sürece, kardeş ülkeler arasındaki güveni sağlamak nasıl mümkün olacak? Sorunlarını çözmek için buna cesaret eden, olsa olsa kâğıt üstünde bir devlettir.

Yaklaşık iki saat süren, Hamad bin Casim ile yapılan röportaj sonrasında ulaşılabilecek en önemli şey- hiçbir şey olmamış gibi bir görüntü vermeye çalışmasını görmezden gelirsek- bir Katar yetkilisinin çıkıp, Katar halkına, Hamad komplosunu teker teker anlatmış olmasıdır.

Katar halkının büyük bir çoğunluğu, devletlerinin en büyük kardeş ülke konumunda bir ülkeye karşı, bu şekilde bir komplo kurabilmiş olabileceğine inanmıyordu.

Bu komployu “ticari bir faaliyet bağlamında yapılmış bir şeyden başkası değildir” formatına çekme gayreti boşunadır. Hamad bin Casim, ne Katar ne de katar dışında aklı başında hiçbir kimseyi buna ikna edemez.