Hıristiyanlar, Şiiler’den değil de Sünniler’den daha fazla korkuyor?
Arsal savaşına kadar, Lübnanlılar’a özellikle de Hıristiyanlar, Hizbullah milislerini temsil eden Şii cihatçı hareket ile Heyetu Tahriru’ş-Şam (HTŞ) veya DEAŞ unsurlarını temsil eden Sünni cihatçı hareket arasında, seçim yapmak zorunda kalmamışlardı. Arsal operasyonu, Lübnanlı Hıristiyanlarda
Arsal savaşına kadar, Lübnanlılar’a özellikle de Hıristiyanlar, Hizbullah milislerini temsil eden Şii cihatçı hareket ile Heyetu Tahriru’ş-Şam (HTŞ) veya DEAŞ unsurlarını temsil eden Sünni cihatçı hareket arasında, seçim yapmak zorunda kalmamışlardı.
Arsal operasyonu, Lübnanlı Hıristiyanlarda yeni sorular ve farklı endişeler uyandırdı. Hizbullah milislerinin katıldığı Arsal savaşıyla göçmen kamplarına ve Arsal beldesine yönelik garantör bir rol üstlenen Lübnan ordusunun halk kutlamaları arasındaki propaganda karışıklığı bir kenara, saha operasyonları da Hizbullah milislerine bırakıldı. Hıristiyanlar, kamuoyunun görüşünü ve siyasi tutumu yorumluyorlar. Çoğu Hizbullah’ın yaptıklarından dolayı rahatken bu durum Sünni halk için bir şok etkisi teşkil ediyor.
Ne olmuştu?
Lübnanlı Hıristiyanların hissettiği öncelikli tehlikeler sıralamasında Arsal savaşı, Hıristiyanlar nezdinde Sünni korkunun Şii korkusundan önce geldiğini ortaya çıkardı. Hıristiyanlar, Şii cihatçı hareketin benzeri olan Sünni cihatçı hareketten kurtulma konusunda herhangi bir sıkıntı görmüyorlar.
Bu tutum, açık bir şekilde ve kendiliğinden artış gösterdi. Kamplardaki destek ortamıyla beraber Lübnanlı milislere karşı Suriyeli milisler savaşıyor. Suriyeli göçmenlere karşı yapılan taktikten haftalar ve aylar sonra Lübnanlıların, tarafını tutması kolay olmuştu.
Fakat Hıristiyanların Sünnilere karşı korkularının Şii korkusundan önce gelmesi, Suriye meselesinin ortaya çıkardığı sıkıntılardan daha derin ve daha eski sebeplere dayanmaktadır.
Lübnan’da Sünni Müslümanlardan korkmak uzun yıllar önce programlı ve gerekçeli bir şekilde yapıldı. Bu, Lübnan’daki yönetim yapısını etkileyen değişikliğe ve Lübnan iç savaşının bitişine rastladı. Lübnan’da Sünni politika Suriye himayesinde gelişti. Ayrıca önde gelen Hıristiyan siyasetinin mümessillerini uzaklaştırıldı. Başkan şehit Refik Hariri tecrübesi bir gün bile ülkeyi Müslümanlaştırma suçlamasından geri kalmayıp aktif ve kararlı bir şekilde kendisini takip etti. Hayalet avcıları, ister yol açsın ister mescit inşa etsin isterse Faqra şehri yükseklerinde kendisine bir saray yapsın Hariri’nin atmış olduğu her adımda suçlamayla ilgili deliller buldular. Bu şekilde Hariri, Hıristiyanlara kendisinin onlar gibi olduğunu, onların yaşayış tarzı gibi yaşamak istediğini söylemeye çalıştı. Hariri’ye ve Suriye istihbaratına karşı yürütülen derin taktik, Hariri’nin provoke olmuş Hıristiyanları kışkırtmak için ülkeyi Müslümanlaştırma ve İsrailleştirme suçlamasına dayanıyordu. Tabi bu taktikle Şiileri, Hariri’ye karşı teyakkuzda tutmak hedefleniyordu.
Bu hazırlık General Mişel Avn liderliğinde özgür ulusal akım tarafından 12 yılda tamamlandı. Mişel Avn, Sünni hukuk hırsızlarına karşı Hizbullah ile anlaşarak ve koalisyon kurarak Hıristiyan halkın çoğunluğuna önderlik etti. Hıristiyan sınıfı, korku ve endişe yığınından oluşmuş kalın bir tabakadır. Söz konusu tabaka, çıkış yolunu Sünni-Şii cihatçı hareketleri arasındaki ilk çatışmada buldu.
Bunun yanı sıra bölgede patlak veren yangın, Hıristiyan hikâyesi olan Sünnilerin Şiilerden daha tehlikeli olduğunu delilerle destekliyor. Suriye ve Irak Hıristiyanlarını Şiiler değil de Sünni cihatçı milisler tehcir etti. Sünni milisler Mısır’daki Kıpti kiliselerini patlatıyor. Bu, Hıristiyan Avrupa’da sosyal, politik ve değerler problemine dönüştü. Mişel Avn’ın damadı Bakan Cibran Basil “Mısır’daki Kıptiler neyle yüzleşiyorsa Lübnanlı Hıristiyanlar da onunla yüzleşiyor!” dediğinde Hıristiyanlardan Basil’in açıklamasına karşı bir açıklama gelmedi.
Burada Hariricilik ile HTŞ ve DEAŞ arasında bir fark yoktur. Açıklamalarda siyasi liyakat ne olursa olsun buna terstir.
Hıristiyanlar, Avn’ın memleketi olan güneydeki semtin Müslümanlaştırılmasını unutup Refik Hariri’ye nispet edilen ülkenin Müslümanlaştırılmasını unutmuyor. Hıristiyanların tassavurunda Sünnileri suçlamak, sahada Hizbullah’ın yaptıkları gerçeklerden daha inandırıcı. Hatta Lübnan Güçleri şaşırtan bir format buldu. Bu format, Sünnilerden korkan Hıristiyan düşüncesine ayak uydurup aynı zamanda devlet projesini destekleyen ve Hizbullah projesini kınayan genel tutumu teyit ediyor. Artık Lübnan güçlerinin eskiden dediği gibi “İhvan-ı Müslimin kazansın” demesi mümkün değil.
Ayrıca Şii cihatçı hareketin tabiatı piramit şeklinde İran tarafından tutuluyor. Kendisiyle anlaşmak isteyenlerin anlaşmalarını kolaylaştırıyor. Toplumu doğrudan İran yönetiyor. Buna karşılık Sünni cihatçı hareket, kendini koruyacak kimselerden kurtulmuştur. Başkalarından ziyade Sünni devletlere saldırıyor. Ilımlı güçler, başkalarına karşı zayıf olmadan önce kendisine karşı zayıftır.
Irak’ta Haşdi Şabi ve Lübnan’da Hizbullah örneğinde olduğu gibi Şii cihatçı hareket, devletin bir parçası ve devlet içi bir mekanizması olduğu için büyük bir protestoyla karşılaşmıyor. Bunun yanında Sünni cihatçı hareket ise, rezil edilmiş bir vaziyette olup takip ediliyor. Bu durum, Sünni tehlikesi karşısında Şii tehlikesini azaltarak devletin sürekli zayıfladığı bir vakitte Hizbullah’ın Hıristiyanların koruyucusu olduğu iddiasının sağlamlaşmasını kolaylaştırıyor.
Lübnan Sünni liderliği, İran’ın yaptığı de facto durumla normalleşmek zorunda kalarak güç dengesinin İran grubunun yararına olacak şekilde bozulduğunu itiraf etti. Bu durum Hıristiyanları, Hizbullah’ın rolü ya da bu role karşı Lübnan’ın olumlu sonuç vermesinden dolayı olumsuz normalleşmeyi aşıp olumlu bir şekilde anlaşmaya sevk etti. Söz konusu kazanımlar, bugün ve yarın Lübnan devletinin kredisini tüketerek aynı zamanda Hıristiyanların kredisini de bitirecektir. Belki de Hıristiyanların varlığını yok edecektir.