İki kriz arasında Kuveyt ve Suudi Arabistan

Dönemin Katar veliahtı ve gerçek hakimi Şeyh Hamad bin Halife’nin yapmaya çalıştığı şeyi Suudi Arabistan için Melik Fahd da yapabilirdi. Irak savaşı ardından düzenlenen Körfez İşbirliği Konseyi Zirvesi’nde Şeyh Hamad zirve masasında önünde oturan Konsey’in diğer beş yöneticisine üstünlük sağlamaya ç

Dönemin Katar veliahtı ve gerçek hakimi Şeyh Hamad bin Halife’nin yapmaya çalıştığı şeyi Suudi Arabistan için Melik Fahd da yapabilirdi. Irak savaşı ardından düzenlenen Körfez İşbirliği Konseyi Zirvesi’nde Şeyh Hamad zirve masasında önünde oturan Konsey’in diğer beş yöneticisine üstünlük sağlamaya çalışmıştı. Tartışma ise Katar’ın Bahreyn’deki Havar ve Feşt ed-Dibal Adaları üzerinde hakkı bulunduğunu kabul ettirmesi ve bu hak yerine gelmediği sürece işgal edilmiş Kuveyt’in özgürleştirilmemesi etrafında dönüyordu. Kral Fahd, bunu aşağılayıcı bir pazarlık olarak görüp, salondan kızgın bir şekilde çıkan ilk kişi olmuştu.

Saddam’ın Kuveyt’i işgal etmesi, pazarlıklar yapmak isteyenler için çok değerli bir fırsat olmuştu. Suudi Arabistan ise; bunun tersine, kim ne derse desin Kuveyt’in işgaline karşı durmayı bir vefa gereği, Konsey’in ilkeli bir duruşu ve bileşenleri kargaşadan koruma olarak değerlendiriyordu. Saddam’ın mağlup edilmesinin Suudi Arabistan’ın menfaatine olduğunda şüphe yok. Bununla birlikte daha az tehlikeli bir yol daha vardı: Onunla bir arada yaşamak.

Suudi Arabistan’ın isteği ve onayı olmadan işgalin karşısında durmak mümkün olmadı. Kuveyt’in işgalden kurtarılması için kara yoluyla, aralarında 200 bin Amerikalı’nın da bulunduğu yarım milyon asker gönderildi ve işlem 4 günde tamamlandı.

Kral Fahd, tüm tehlikeleri göğüsleyebilecek tarihi bir şahsiyetti. Kuveyt’in şahsiyetini bozmaya, onun meşruiyetini çiğneyerek alternatifini getirmeye ve parasını değiştirmeye çalışan Saddam ile çatışmayı idare etti. Kral, hakim olan Âl-i Sabbah ailesinin iktidarda kalmasını istiyordu. Zira bu aile, Kuveyt’in meşruiyetinin simgesiydi. Aileyi, Saddam’ın füzelerinden ve ajanlarından uzak, emin bir yer olan Taif’te ağırladı. Sürgünde olan Kuveyt hükümetine kurumlarının tam olarak çalışması için denk bir konum verdi. Kuveyt’in meşruiyetinin simgeleri olmaları sebebiyle dinardan, gazete ve radyo yayınlarına kadar diriltmeye destek verdi. Aralarında Ali es-Salim komutasında kahramanca işler yapan başarılı havacıların olduğu Kuveytli askerler, Saddam’ın işgal kuvvetlerini toparlamasından daha önce, Suudi topraklarında toplandı ve direnişe destek verdi.

Kral Fahd’ın aldığı en tehlikeli kararlardan biri, büyük sorumluluğu üstlenerek ABD kuvvetlerini Suudi topraklarına çağırmasıydı. Krallık ailesinin ileri gelenlerinden birkaç tanesi de ona şu soruyu yöneltmişti: “Sen kralsın, biz de senin kararını kabul ederiz. Ancak, sen Amerikalılar’ı Krallık’a sokarsan, yarın onları tekrar çıkarabileceğine emin misin?”

Amerikalılar’ın savaş donanmalarıyla gelmelerinin üzerinden çok geçmeden, Saddam’ın takviye güçleri Suudi Arabistan’a saldırdı. İhvan-ı Müslimin de; Sudanlı Hasan et-Turabi ve Tunuslu Raşid el-Gannuşi liderliğinde basını kullanarak ve faks yoluyla bildiriler dağıtarak, her yerde tekfir ve düşmanlık kampanyaları yürüterek saldırdı. Saddam’ın Yemen’deki müttefiki Ali Salih, Suudi Arabistan’ı tehdit ederek ilişkileri dondurdu. Yarım milyon Yemenli’yi de geri çekti. Riyad sokaklarında ve mescitlerinde ilk defa olarak hükümet karşıtı sesler yükseldi, karşıt gösteriler düzenlendi. Genç din adamları muhalefet olduklarını şu sözlerle açık etti, “Allah’ın şeriatı ile hükmetmeyen Kuveyt için savaşmak doğru değil!” Arap başkentlerinin sokaklarında Kuveyt karşıtı değil de, Suudi karşıtı gürültüler kopmaya başladı. Arap hükümetlerinin çoğu da Saddam’ın safında yer almayı seçti. Hatta Kahire’de toplanan acil Arap zirvesinde, Kuveyt davası 20 devletten 12’si tarafından desteklendi. Mısır’ın eski başkanı Hüsnü Mübarek’in süreçte büyük rolü oldu. O, salonda aleyhine yükselen bağırışlara aldırmadan, davayı eritme çabalarına, el kaldırmak suretiyle oylama yapılmasına ve icma yerine oy çokluğunun kabul edilmesine itiraz etmişti.

Savaş yapılmaması veya savaşın İran savaşı gibi uzaması; mağlubiyet, tam bir zaferin gerçekleşmemesi, Saddam’ın Kuveyt’ten tamamen çıkması gibi ihtimallerin hepsi geçerliydi. Bu şartlarda, Suudi Arabistan’ın bile savaştan sağ salim çıkamaması ihtimali varken, Kral Fahd, Kuveyt’in kurtuluş ihtimalleri zayıf olsa da, ülkesinin istikrarını ve imkanlarını tehlikeye attı. O tarihi bir kararın altına imza atan cesur bir liderdi. Katar’da Şeyh Hamad’ın yaptığını yapma imkanına sahipken; Kuveyt karşılığında Saddam ile pazarlık yapabilecekken, bunu yapmadı. Kuveyt meselesinde bu kararlı duruşundan ötürü hepimiz onunla gurur duyuyoruz.

En zorlu zamanlarında Kuveyt’i destekleyen dört devletin varlığını ve güvenliğini hedef alan Katar’ın yaptıklarına itiraz etmek yerine, onu destekleyen Kuveytli haksız sesler duyduğumuzda çok garipsiyoruz. Evet, Kuveyt’in büyük bir ahlaki borcu var ve biz onu korumasını bekleriz. Ama öncelik ahlak değil de, menfaatler olursa, o zaman da onlara Katar’ın bugünkü vaatlerine ve aldatmalarına karşı gözlerini ve akıllarını açmaları ve daha önemlisi olan gelecekteki çıkarlarını gözetmeleri için abi nasihati ederiz. Kuveyt fay hattında; Konsey’in birliğine ve istikrarına herhangi bir devletten daha fazla ihtiyacı var. Saddam öldü, ama yerini ondan çok daha kötüler aldı.