Kriz Endüstrisi ve Körfez’in değişmezleri
Ortadoğu bölgesine gerginlik hakim oluyor. Kendi yapısı ve dayanakları tehdit edilen, zor ve kritik seçeneklerle yüzleşen Arap Milli Güvenliği üzerinde, daha önce hiç görülmemiş olumsuz olayların habercisi olan gelişmeler sonucunda haklı bir kaygı ortaya çıkıyor. Obama yönetiminin Ortadoğu’daki deği
Ortadoğu bölgesine gerginlik hakim oluyor. Kendi yapısı ve dayanakları tehdit edilen, zor ve kritik seçeneklerle yüzleşen Arap Milli Güvenliği üzerinde, daha önce hiç görülmemiş olumsuz olayların habercisi olan gelişmeler sonucunda haklı bir kaygı ortaya çıkıyor.
Obama yönetiminin Ortadoğu’daki değişim projesi gerileme ve başarısızlık kaydetse de, İsrail’in bölge ülkelerini parçalama ve İran’ın bölgede yayılma ve hegemonya kurma projeleri, hiç kimseye gizli olmayan amaç ve gayeleri gerçekleştirmek için hala mücadele etmektedir.
Suudi Arabistan Krallığı’nın liderliğindeki Körfez Ülkeleri’nin hareketlenmesi, tehlikelerin tabiatını kavrıyor, tehditlerin hakikatini idrak ediyor ve yüzleşmenin boyutlarını kapsıyordu. Bu hareketlenme terör dalgalarının artması, bundaki silahlı milislerin rolü, tamahkar güçlerin bölgenin zenginliklerine göz dikmesi ve bu güçlerin bölge ülkelerinin iç işlerine açıkça müdahaleleri gölgesinde, birçok meseleyi olması gereken yere döndürmede başarılı oldu.
Bu zorlukların ortasında körfez İşbirliği Konseyi üyesi bir ülkenin diğer üyelere bir tehdit kaynağı oluşturması veya bölge istikrarını temelden sarsmak için kullanılacak bir geçit olması kabul edilemez ve buna asla izin verilemez.
Bu bağlamda Katar Krizi konusunda, üzerinde durmayı ve derin derin düşünmeyi hak ettiğini gördüğüm birkaç mülahaza belirtmek isterim:
Birincisi: Katar hakkında alınan kararlar ve Doha’nın uygulamakla yükümlü olduğu talepler konusunda pazarlığın olmadığını vurgulamak, derinlemesine okunmayı hak eden bir mesaj taşıyor. Buna göre, güvenliğin mutlak bir öncelik olduğu ve Körfez Ülkeleri’nin yüce değişmezleri konusunda taviz vermenin asla mümkün olmadığı sarsılmaz kanaatten hareketle, güvenlik konusunda tartışma ve nezaket olmaz.
Katar, Riyad Vesikası’nı Kasım 2013 yılında imzaladı ve şartlarına uyacağını kabul etti. Sonra da sözünden döndü. Yine o tarihten bir sene sonra, Tamamlayıcı Riyad Antlaşması’na imza atmayı kabul etti ve aynı şekilde bunu uygulamaya koymadı.
Şu anki durum, sitem etme aşamasını geçip, Katar’ın ihlalleri ve sorumsuzca uygulamalarına karşı susmanın, Körfez Bölgesi’nin güvenliğine büyük bir tehdit oluşturacağına dair stratejik bir karar aşamasına geldi.
Rekabet mücadeleye dönüştüğünde ve hırs etmek de zarar vermeye götürdüğünde pusula ibresi kaybolmuştur ve “Ancak akıl sahipleri öğüt alır” ayet-i kerime’de geçtiği üzere yeniden ayarlanıp yönlendirilmesi gerekir.
İkincisi: Gerçekçi veriler ve elde bulunan karineler ışığında söyleyebiliriz ki, bu dört ülke terör tehlikesinden muzdariptir. Güvenlik ve istihbaratın uyanıklığı ve halkın duruşu olmasaydı, masum kurban sayısının artması ve radikal düşüncelerin yayılması bakımından olaylar, sonucu hiç iyi olmayan bir aşamaya gelecekti.
Ve bu dört ülkenin tamamı Katar Rejiminin terör örgütlerine güvenli bir sığınak temin etmesine ek olarak siyasi, mali ve medya aracılığıyla ve farklı diğer şekillerde destek verip finansman sağlamanın arkasında durduğu ile ilgili hemfikirdir.
Görülüyor ki Katar’ın duruşu, mezhep, terör, kaos ve bölgenin meselelerini karıştırma esaslarına dayanan ve dış mihraklar tarafından bölgeye yeni bir harita çizme teşebbüslerini durdurmayı hedefleyen her türlü girişime karşıt ve aykırı olmuştur.
Buna karşı, krizin başından itibaren, Katar Hükümeti ve düşmanca tavır sergilemeyi durdurması için uygun adımları atma zorunluluğu ile her türlü saygıyı hak eden ve kardeş bir halk olarak kalacak olan Katar Halkı’nı birbirinden ayırma hususunda açık bir çaba vardı.
Üçüncüsü: Stratejik olarak ve menfaat ve kalıcı güvenlik dili bakımından Katar, Körfez İşbirliği Konseyi Ülkeleri’nin güvenliği ile canlı, sağlam ve köklü bir menfaatle bağlıdır. Bölgesel güçlerle kurulan geçici ilişkiler Körfez sistemi ile değiştirilemez. Zira İran’ın, Katar da dahil, hiç kimseyi dışında tutmayan dini bir projesi var.
Birçok durumda ve değişik dönemlerde Katar’ın uygulamalarından en çok acı çeken bölge ülkelerinden bir tanesi Bahreyn idi. Eylemin çirkinliği ve suçun büyüklüğüne rağmen aklın sesi ve kardeşlik mantığı, sorumsuzca hareket etme konusunda Doha’ya karşı misliyle karşılık vermeye galip geliyordu.
Kral Hamed Bin İsa Al Halife liderliğinde Bahreyn, körfez bölgesinin güvenliği için sürekli bir eylem olarak, onarma ve düzeltmenin devamlılığına dayalı açık bir vizyon çizdi. Zira güvenlik, kalkınma ve istikrar, refah ve terörle mücadele için zorunlu olarak birbirinden ayrılmayan ikizlerdir ve Körfez Birliği, ortak dinamikleri ve tek bir geleceği olan ülke ve halklar için zorunlu bir sonuç bakımından ortak bir yapıda tamamlanmak üzere stratejik bir seçenektir. Bu konuda Kral Hamed der ki, “Bahreyn tarihi boyunca, din ve Araplığı korumak, birlikte yaşama ve hoşgörüyü sağlamak ve varlığı sürdürüp iyi komşuluk ilişkilerini muhafaza etmek için kardeş Suudi Arabistan Krallığı ile dayanışmayı seçti.”
Sonuç olarak Katar ile başlayan kriz, tarih ve coğrafya parametrelerinin iç içe girdiği, güvenlik gereksinimlerinin ve azgın hırs rüyalarının kesiştiği bir krizdir. Ve bu durum Katar Rejimi tarafından sorumlu bir duruş gerektirir, bu rejimin söz birliğini öncelemesi, kimliği esas alması ve ümmetin vicdanını hakem olarak tayin etmesi gerekir.