Politika ve ideolojide çekilme ve çatışma arasında İhvan
Saygıdeğer Delal El-Bizri Hanımefendiye reddiye… Tartışmalı makalenizde şunları söylediniz: “Müslüman Kardeşler (İhvan) Örgütü ve Cemal Abdülnasır arasındaki iktidar mücadelesinin acısı, Seyyid Kutub’un temsil ettiği örgütün radikal kanadına hayat veriyor… İhvan’ın iktidara g
Saygıdeğer Delal El-Bizri Hanımefendiye reddiye…
Tartışmalı makalenizde şunları söylediniz:
“Müslüman Kardeşler (İhvan) Örgütü ve Cemal Abdülnasır arasındaki iktidar mücadelesinin acısı, Seyyid Kutub’un temsil ettiği örgütün radikal kanadına hayat veriyor…
İhvan’ın iktidara gelememesine kızanlar, Abdülnasır’ın ölümünden sonra bu kanada katılarak, güçlenmesine neden oldu. Güç kazanan bu akım Mısır’ın Enver Sedat ve Hüsnü Mübarek dönemlerinde bir dizi operasyonla sendikalaşmaya ve kurumsallaşmaya doğru yol aldı… ”
Enver Sedat döneminde Mısır Hükümetinin İhvan ile olan ittifakını ve radikal dini gruplara desteğini kasıtlı olarak sansürlediğinizi belirtmek isterim. Mısır tarihinin önemli bir gerçeği olan bu hususu İhvan örgütünü sürekli kurban ve ezilen, iktidarı ise sürekli haksız ve adaletsiz gösterme ikilemini yayma ve konuyu basitleştirme uğuruna feda ettiğiniz açık.
Sunduğunuz ikilemde Seyyid Kutub fikriyatına mazeret ve gerekçeler sunarak ve romantik aura içinde gösterdiniz. Seyyid Kutub’un düşüncelerine otomatikman bağlı dini şiddet gruplarına bağlı gençleri de öfkeli genç devrimciler kisvesinde, adeta romantik bir solcu, şaşalı ve pitoresk bir görüntü içinde sundunuz.
Geçen yüzyılın yetmişli yıllarından bu yana Mısır hükümeti ile uzun bir şiddet dönemine girmelerini haklı gösterdiniz. Cemal Abdülnasır’ın ölümünden sonra İhvan’ın radikal kanadına hayat verilmesini, ana örgüt olan İhvan’ın iktidara ulaşmadaki başarısızlığına bağladınız. Bu gerekçe, İhvan’ın 1954’te darbe girişimi sırasında iktidarı ele geçirme hakkına sahip olduğunu, örgütün zamanında adil bir dava uğruna iktidarı ele geçirememesinin başarısızlık olduğunu ve örgütün iktidarı ele geçirmeyi devrimi gerçekleştiren güçlerden daha haklı olduğu anlamını ima etmektedir.
Bu yorumunuz yanlış varsayımlara dayanıyor; İhvan, bir çok tanığın ifadesine göre – radikal dini ve siyasi bir gruptur.
İhvan ve diğer radikal siyasi gruplar, örneğin, geçen yüzyılın ilk yarısında İslam referanslı Mısırlı siyasi örgütlerin radikalliği arasındaki fark, diğer grupların aşırılığının milliyetçilik kaynaklı olduğu, Müslüman Kardeşler’in ise dini motivasyondan kaynaklandığıdır.
Örgütün ısrarına rağmen ve yıllarca süren tereddütten sonra Seyyid Kutub, 1953’te İhvan’a girmeye karar verdiğinde, Cemal Abdülnasır’a düşmanlık olsun diye Hasan el-Hudeybi yönetimindeki örgütün siyasi radikal politik kanadına katılmayı seçti!
İhvan’da Seyyid Kutub’a yanaşmadan ve Kutub’un onlara katılmasından önce, gerçek bir teorisyeni yoktu. Bu gerçek, Müslüman Kardeşler Örgütü’nün ikilemi idi: Örgüt, örgüt ideolojisine dayanan belirli ve bir dereceye kadar tutarlı, siyasi-ideolojik, politik teorisi yoktu. Seyyid Kutub, altmışlı yılların başından itibaren Mevdudi ve Nedvi’ye dayanarak Müslüman Kardeşler Örgütündeki bu boşluğu doldurdu. Bu, Hint kıtasında İslami Cemaatlerin ortaya çıkışı ile Mısır ve bazı Arap ülkelerinde İhvan’ın ortaya çıkışı arasındaki farklardan biridir. İlkinde teori, örgütün kurulmasından uzun yıllar önce ortaya konmuştur. Seyyid Kutub’un ve müritlerinin ortaya koyduğu İslami fundamentalist Arap düşüncesi ise Mevdudi ve Nedvi’nin fikirlerine dayanmaktadır.
Müslüman Kardeşler Örgütünün kuramsal boşluğunun doldurulmasından bu yana, Seyyid Kutub söylemleri ile Müslüman Kardeşler entelektüellerinin, yazarlarının ve ana akım İslami yazarların yazıları arasında esaslı bir farkın bulunması imkansız hale geldi. İhvan örgütü mensuplarının ve İslamcıların fikirlerinin, Seyyid Kutub düşünce ve fikirlerinden farklı olduğunu iddia etmek, Seyyid Kutub fikriyatının sebep olduğu felaketler karşısında, bir politik ve ideolojik ‘çekilme ve çatışma’ taktiğinden başka bir şey değildir.
Makalenizde yer alan Askeri Teknik Kolej katliamı, et-Tekfir ve’l Hicre Hareketi (Şeyh Ez-Zehebi’nin kaçırılarak öldürülmesi) ve Sedat’ın suikastla öldürülmesi gibi olaylar, İhvan mensupları tarafından açıkça ve alenen kınanmamış, yurtiçi ve dışı seminerlerinde eleştirilmemiş ve kitaplarında tel’in edilmemiştir. Bunun tek sebebi ise, İhvan ve örgütten ayrılan radikal İslami şiddet örgütleri arasındaki organik bağı ve iyi ilişkiler olması, Seyyid Kutub’un bu iyi ilişkilerin ve adeta akrabalık bağlarının merkezinde olmasıdır.
Tam söylediğinizin tersine İhvan, Cemal Abdülnasır’ın vefatından sonra dini aktivite alanında çalışan şiddete dayalı cemaatlerin ortaya çıkmasından ve aktif hale gelmesinden fayda sağladı. Zira hükümet tarafından İslami cemaatlerin çalışmasına izin verilmesiyle İhvan, hükümet ve Mısır’ın çeşitli kurumları örgütü ılımlı dini ve siyasi akım kategorisine soktu ve ona göre davrandı.
İhvan, terörist dini şiddet cemaatlerinin geçen yüzyılın son otuz yılındaki eylemlerden dolayı puan kazandı. Eylemlerin şiddeti ve alanı genişledikçe, örgütün Mısır hükümeti karşısında pozisyonu güçlendi, daha fazla taviz kopardı. Mısır’ın (Arap Dünyasının, Avrupa’nın ve ABD’nin) en geniş yelpazeli dini ve siyasi akım olması hasebiyle siyasi parti kurma ruhsatını alabildi.
İhvan, son 30 yılda Cemal Abdülnasır, Enver Sedat ve Hüsnü Mübarek dönemlerinde dini, politik, sosyal ve kültürel muhalif akım olarak kendilerini pazarlayarak, diğer İslami cemaatlere karşı yapılan eleştirilerden faydalanmasını da bildi.
Diğer şiddet örgütlerini eleştiri babından, Müslüman Kardeşler Örgütü, Mısır’da dini radikalizmin sebeplerini sayarken, Cemal Abdülnasır döneminde örgüt mensuplarının hapsedilmelerine, şiddete maruz kalmalarına ve maddi ve manevi şiddet görmelerine atıfta bulunmaktır. Aynı fenomenin Enver Sedat döneminde -ki bu dönem Cemal Abdülnasır dönemine tepki olarak ortaya çıkmıştı- bulunmasını da, sosyal ve ekonomik bozulmaya, hayat koşullarının zorluğuna ve politik ve kültürel yozlaşmaya yormaktadır. Hüsnü Mübarek döneminde görülen dini şiddet olaylarını da aynı gerekçelere dayandırmaktadırlar. İhvan Örgütü mensuplarına göre, tüm bunların sebebi İslami hayat tarzından uzaklaşmadır. Onlara göre İslami hayat siyasi ve ekonomik olmamalı ve küçük büyük, hayatın tüm alanlarını kapsamalıdır. Tüm bu tezleri ele aldığımızda dini şiddet gruplarının düşüncesine yakın olduğunu, uzaktan dahi eleştirmediğini görürüz. Zira, dini şiddet cemaatlerinin fikri muhtevasını eleştirmek ortak ideolojilere dokunmak anlamına geldiğinden, Müslüman Kardeşler düşüncesinin esasına yöneleceğinden bu cemaatleri eleştirmekten her zaman kaçınmışlardır. Bu bir…
İhvan Örgütü mensupları bu grupları duygusal, ruhsal ve ideolojik platformda sevmektedirler. Zira bu örgütlerin yaptıklarının, teorik ve pratik olarak, kendi yapmak istediklerinin aynısı olduğunu biliyorlar. Ama bu gruplar kendi yöntemlerinde olduğu gibi, takiyye yoluyla ve sinsice değil de doğrudan yöntemlerle yapıyorlar. Bu da iki….
1970’lerden yakın zamana kadar, İhvan, yukarıda belirtilen nedenlerle dini şiddet gruplarının mali, hukuki, medya ve kültürel destekçisidir.
Özellikle geçen yüzyılın yetmişli yıllarında, dini şiddet gruplarının canlanması ve varlığını sürdürmesinden elde edilen fayda, Seyyid Kutub’un ilk ve son döneminde ve idamından elde edilen faydaya eşdeğerdi.
Elde edilen fayda o denli büyüktü ki, Seyyid Kutub’un söylediği ve diğer İhvan mensuplarının söyledikleri arasında esaslı bir ayrım yapmak çok zordu. Seyyid Kutub’un “Yoldaki İşaretler ve “Fizilalil Kur’an” gibi kitaplarında yer alan radikal fikirlerin içten eleştirilmesi kesinlikle engelleniyordu.
1973 yılında Beyrut’ta yayınlanan İhvan’a yakın Eş-Şihab Dergisi’nde örgütün ilk özeleştirisi Abdullah Ebu İzzet mahlasıyla yayınlamıştı. Yazıda Seyyid Kutub’un “Yoldaki İşaretler” kitabı doğru bir şekilde eleştirilmişti. Yazıdan dolayı yazar ile Arap Dünyasının diğer İhvancı yazarları arasında yazılı bir çatışma yaşandı. Eleştirisinde oldukça yumuşak ve hatta Seyyid Kutub’u yer yer övmesine rağmen, örgütün üst düzey yöneticileri tartışmanın durdurulmasını ve dergiden Seyyid Kutub’un hakimiyet ve cahiliye teorilerinden yana duruş sergilemesini istedi.
Bu, örgütün tek özeleştirisiydi ve maalesef yetmişli yıllarda diri diri gömülmesiyle tarihe karıştı.
İhvan Örgütü mensupları Seyyid Kutub’un hakimiyet ve cahiliye teorisini, bundan önce de değindiğim gibi, özetle şu şekilde savunuyorlardı: ‘Seyyid Kutub gerektiği gibi anlaşılmadı, sözlerine maksadını aşan manalar yüklendi! Anlaşılmadan önce öldürüldü’.
Bu türden söylem Müslüman Kardeşler mensupları tarafından Seyyid Kutub ideolojisinin diğer şiddete dayalı dini örgütlerin ideolojisinden farklı olduğunu anlatmada kullanıldı, tarihi akılcı düşünce eleştirisinde de kullanıldı.
Bu söylem, İhvan örgütünü eleştiren ve İslami ideolojinin temiz ve düzgün kalmasını savunan Ehl-i Hadis ekolüne bağlı Selefi düşünceye karşı da kullanıldı.
Konuyla ilgili yazımız daha olacak..