Tek Filistin-İsrail devleti

Bu yazı, çoğu tartışma forumlarında sıklıkla karşılaşılan, bazen şiddetli bir şekilde kınanan ve çoğu zamanda karıştırılan bir konuda beyin fırtınası mesabesindedir. Her halükarda, bu Arap-İsrail masasında bir öneri olarak duruyor ve görünüşe göre, 1947’deki bölünme kararından 1993 yılı Oslo A

Tek Filistin-İsrail devleti

Bu yazı, çoğu tartışma forumlarında sıklıkla karşılaşılan, bazen şiddetli bir şekilde kınanan ve çoğu zamanda karıştırılan bir konuda beyin fırtınası mesabesindedir. Her halükarda, bu Arap-İsrail masasında bir öneri olarak duruyor ve görünüşe göre, 1947’deki bölünme kararından 1993 yılı Oslo Anlaşmalarına kadar Filistin meselesi için kabul gören, iki devletli çözümün tek alternatifi gibi görünüyor. Filistin’in bölünmesine ilişkin çözümün şu ana kadar ufukta olumlu bir durum göstermediği görülüyor ve eğer böyle bir şey gerçekleşirse ameliyat kabilinden bir şey olur ve çok kan akabilir. Filistin ve İsrail tarafından bazıları bu türden bir çözümün her halükarda adaletsizlik doğuracağını düşünüyorlar. Zira bu durumda çözüm sadece Ürdün Nehri’nden Akdeniz’e kadar tüm toprakları kontrol eden bir Filistin devletinin kurulması veya İsrail devletine şimdiden işgal ettiği bu değerli arazilerin kontrolüne dair meşruiyet verilmesi anlamına gelmektedir. Sudan’daki kardeşlerimiz bu türden durumlara “sessiz konuşma” adını verirler çünkü böyle bir durumda Filistinliler İsraillilerin nereye gideceğini, İsrailliler de bu işin sonunda Filistinlilere neler olacağını söylemiyorlar. Bütün bu çıkmazlar, hem Filistinli hem de İsrail halklarını içeren tek bir devlet fikrinin kapısını açtı: Kamuoyu araştırmalarına göre bu fikri savunanlar azınlıkta kalmaktadır ancak bunlar çoğunlukla, devam eden çatışmalara yakın gelecekte bir çözüm bulmak isteyen gençlerden oluşuyor ve bu gençler ebeveynleri ve büyükbabalarının yaşadıkları sıkıntıları yaşamak istemiyorlar.

Tek bir devlet fikri tamamen yeni değildir. Zira Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) ilk programında Yahudileri, Müslümanları ve Hıristiyanları tek bir devlette kapsayan bir laik demokratik devlet kurulmasını zaten önermişti. Şu anki fiili durumda zaten tek bir devlet var o da güvenlik, strateji, ekonomi ve coğrafi olarak nehirden denize kadar oradan da Gazze Şeridi’ndeki Filistin Ulusal Makamına ve Batı Şeria’nın A ve B bölgelerine kadar resmi egemenlik imtiyazı ile kontrol eden İsrail’dir. Teorik olarak, 1,6 milyon Filistinliye İsrailli muamelesi yapılıyor ve Knesset’te parlamento bloğunun üçüncü üyesi olarak ve muhalefetteki konumları ile İsrail politikalarının yapımına katılan 13 üyesi bulunuyor. Bu arada, İsrailli Araplar olarak bilinenler, herhangi bir bağımsız Filistin devletine katılmayı reddetmekte, ikinci sınıf vatandaş olarak kabul edildikleri İsrail devleti içindeki Yahudilerle eşit haklar için mücadele etmeyi tercih etmektedirler.

Ayrıca, uzun yıllar süren işgaller, ortak ekonomik pazarların oluşmasına ve bir para birimi olan Şekel ile ortak ekonomik faaliyetlerin yürütülmesine neden oldu. Bunlar ise yakın güvenlik işbirliğinin kurulmasına, karşılıklı bağımlılıkların oluşmasına ve neticede bir dizi iletişimin ortaya çıkmasına neden olmuştur.

Dolayısıyla Kudüs’te devam etmekte olan Yahudileştirme sürecine ilave olarak 500 bin Yahudi yerleşimci Filistin topraklarına girmiş oldu. Sonuçta, yarısını Filistinlilerin diğer yarısını Yahudilerin oluşturduğu 12 milyon kişi burada birlikte yaşıyor ve son yedi yıl boyunca savaş ve barış ortamında birlikte bir etkileşim ve işbirliği meydana gelmiştir.

Böyle bir durumun devam etmesi, devletin varlığının hissedilmeği bir sömürge hali oluşturur ve devleti, var olan düşmanca koşullara göre farklı derecelerde zulüm üreten, eşitliği sağlamayan bir varlığa çevirir. Bu kritik ve bazen patlamaya bazen de birlikte yaşamaya hazır bu durumun ortadan kaldırılması için Filistin ve İsrail grupları, Kudüs’ün herkes için başkent olduğu ve tek bir vatandaşlığın kabul gördüğü tek bir devlet fikrine geri dönülmesini öneriyor. Filistinlilerden bu fikrin muhalifleri, Araplar ve Yahudiler arasında vatandaşlık ve eşitlik temelinde bir devletin bulunmasının imkânsız olacağını ve tek devletli çözümün şu anki halin sadece bir uzantısı olacağını savunuyorlar. Zira İsrail Arapları, yedi yıl geçmiş olmasına rağmen, Batı Şeria ve Gazze Şeridi’ndeki akranlarına göre daha yüksek siyasal ve ekonomik katılım seviyelerine sahip olsalar da, her zaman ikinci sınıf vatandaşlar olarak kaldılar. İsrail’den bu fikrin muhalifleri, İsrail-Siyonist projesinin orijinalinin, çoğunluğunu İsrail tarafının oluşturduğu bir devlet fikrine dayandığını ve dolayısıyla kurulacak böyle bir devlette Filistinlerin çoğunluğu teşkil edeceğini, bu da tarih boyunca korkup durdukları azınlık durumuna düşmek anlamına geleceğini savunuyorlar.

Elbette başka itirazlar da vardır ve ayrıca, iki devletli bir çözümün hala yeni fikirler ışığında ulaşılabileceğine inananlar da vardır. Bir Üçüncü neden de özellikle Irak ve Suriye gibi büyük Arap ülkelerinin çöküşü, Filistin bölgesinin kronik halinin devam etmesi ve uluslararası sistemde devam eden gelişmeler İsrail’e statü üstünlüğünü sağlamıştır. Bu da ona her istediğini gerçekleştirme yeteneğini sunmaktadır. Dolayısıyla mevcut halin kendisine tam uygun olduğuna inanıyor. Ayrıca Rusya, Çin, Hindistan ve ABD ile olan ilişkileri daha önce olmadığı kadar yüksek seviyelere doğru ilerliyor. Ancak bu itirazların çokluğu bu fikrin haklılığını azaltmaz. Mevcut ihtilal durumunun devam etmesi, Ulusal Kurtuluş Hareketi ile İşgal Devleti arasındaki gerginliğin ve çatışmaların arttığı önceki davalarda olduğu gibi, intifada, direniş ve bazen de tam bir savaş hali gibi patlamaya hazır şartlar yaratır. Şu anki duruma alternatif olarak İki devletli çözüm mümkün değilse, tek devletli çözüme daha da yakınız demektir. Bu bağlamda bu fikre her iki taraftan yapılan itirazlar da değerlendirmeye alınarak işbirliğine gidilebilir. Örneğin, çoğunluk ve azınlık meselesi anayasal yükler yoluyla ele alınabilir; bu da, çok önemli konularda ya azınlık tarafına veto etme hakkı verilmek suretiyle ya da üçte ikilik bir çoğunluk aranarak veya bunları mezcederek orta bir yol bulunabilir. Bu gibi durumlarda, sosyal uzlaşma demokrasisi, tüm toplulukların kendi haklarını kullanmasına ve devlete katılmasına izin veren bir çerçeve oluşturur.

Yüzyılı aşkın bir süredir devam eden iki taraflı bir çatışmaya böyle bir çözüm idealist ve fazla iyimser bulunabilir. Günümüz İsrail eliti bu konuyu tartışmaya istekli olmasa da ve mevcut güç dengesine aykırı görünüyor olsa da, Her devlete kendi devletini garanti eden, ancak Kudüs’teki iki devlet için bir başkentin varlığına izin veren konfederal bir çözüm, yeni bir devlet türü olabilir. Bu durum İsrail’de Filistinlerin bulunmasını sağladığı gibi İsraillilere Batı Şeria’da yerleşme hakkı tanımaktadır. Siyasi konularda her iki tarafa hareket kabiliyeti sağlamaktadır. Ekonomi ve güvenlik, birbirine bağımlı olarak yönetilebilecek hususlar olduğundan dolayı Çoğunluğunu İsraillilerin oluşturduğu yerlerin güvenliğini İsrailliler ve aynı şekilde çoğunluğunu Filistinlilerin oluşturduğu yerlerin güvenliğini de Filistinliler sağlayabilir. Kısaca bu model, iki siyasi varlığa bölünen, ancak iki halkın güvenliğini ve refahını sağlayan bir esnek devlet çerçevesidir.

Yukarıda zikredilenlerin tamamı Dr. Saib Ureykat’ın iki devletli çözümün başarısızlığı durumunda tek devletli bir çözüm önerisinde bulunmak için öne sürdüğü bir içtihaddır. Ancak bu türden bir içtihad, içinde bulunduğumuz durumun kabul edilemezliliği esas alınarak yapılacak etüt çalışmalarını gerektirmektedir.